CHP Lideri Özgür Özel: “Asrın İhmali, Asrın Beceriksizliği ve Asrın Pişkinliğiyle Karşı Karşıyayız”

03.02.2026

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:

“ASRIN FELAKETİYDİ, ALLAH BİR DAHA GÖSTERMESİN AMA ASRIN İHMALİ, ASRIN BECERİKSİZLİĞİ VE ASRIN PİŞKİNLİĞİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

“270 BİN KİŞİ HALA KONTEYNERDE YAŞIYOR; KİRACIYA EV YOK, KİRACIDA PARA YOK, KONTEYNER ELEKTRİĞİNİ KESİYORLAR”

“BU MİLLETE ZOR GÜNÜNDE YAPILAN BU ZULMÜN, ENİNDE SONUNDA SANDIKTA SORULACAK HESABI”

“ERDOĞAN DEPREM BÖLGESİNE 39’UNCU ZİYARETİNİ OSMANİYE’YE YAPACAK, ÖZGÜR ÖZEL DE O GÜN 57’NCİYİ TAMAMLIYOR OLACAK”

“UÇAKLA BİZİM ALAKAMIZIN OLMADIĞI ÇIKTI, BUNU SABAH - AKŞAM KONUŞAN TGRT’NİN SAHİBİNİN EPSTEIN BELGELERİNDE ADI ÇIKTI”

“VAZİYET BU HALDEYSE, VAZİFE İKTİDAR OLMAKTADIR; EMRİNİZE AMADEYİZ”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin 3’üncü yılında, Kahramanmaraş’ta gerçekleştirdiği, TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “İstiklal madalyalı bu şehirde Sütçü İmam’ın torunlarıyla birlikte, 6 Şubat’ın üçüncü yılında, 6 Şubat’a üç kala acının merkez üssündeyiz. Parti tarihimiz, grup tarihimiz açısından istisnai, Kahramanmaraş açısından da tarihte bir ilki yaşıyoruz ve Cumhuriyet Halk Partisi grup toplantımızı Kahramanmaraş’ta yapıyoruz. Hepiniz hoş geldiniz” dedi. Özel, şunları söyledi:


“‘MECLİS, MİLLETİN BAĞRININ KENDİSİDİR’ DEDİK, GELDİK”

“Deprem bölgesinde hala daha gözyaşları kurumadı, ağıtlar dinmedi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu haftayı deprem bölgesinde geçirmek ve kayıpların, acıların yaşadığı bu illerde üçüncü yılda tüm grubumuzla, Parti Meclisi üyelerimizle, Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizle, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde görevli Politika Başkanlarımızla birlikte burada olmak istedik. ‘Grup toplantısı var salı günü’ dediler. Dedik ki ‘Cumhuriyet Halk Partisi Meclis’i kuran partidir. Meclis, sorunların tartışıldığı, görüşüldüğü, konuşulduğu yerdir. Milli iradenin tecelligahıdır, kutsal çatıdır. ‘Eğer Meclis milletin sesini duymuyorsa, sorununu çözmüyorsa, Meclis milletin bağrının ta kendisidir’ dedik. Kürsüyü sırtlandık, Kahramanmaraş’a sizin bağrınıza geldik. Dün sabah Osmaniye’den başladık, Nurdağı ve İslahiye’den sonra bugün Kahramanmaraş’ta günün erken saatlerinde gittiğimiz her şehirde olduğu gibi deprem şehitliğimizi ziyaret ettik. Tarifsiz acıları, bir kez daha yaşadık. Öyle şeyler gördük, öyle şeyler yaşadık, öyle şeyler yaşadınız ki. Gerçekten insanın ömründe görüp görebileceği en büyük acılara, en büyük yaslara tanıklık ettik. Beş kişilik bir aile; anne bir tarafta, baba bir tarafta. Sekiz yaşındaki büyükbabanın yanında, altı yaşındaki ortanca annenin yanında ve o beş kişinin ortasında iki yaşında bebe yatıyor. Ya da 2021 yılında aynı gün doğmuş, 2023’te 6 Şubat’ta birlikte Hakkın rahmetine kavuşmuş, ikişer yaşında ikiz kardeşler yan yana. Ne ömürler bitti hiç başlamadan, ne ömürler bitti gelinliğe, duvağa, damatlığa kavuşamadan. Askere gidip de dönemeyenler oldu. Yurda gidip de evine dönemeyenler oldu. Yurttan dönüp de evdekilerden hiçbirisini göremeyenler oldu. Bu büyük acıda resmi rakamlarla 53 bin 537 kaybımız, 107 bin yaralımız vardı. Kahramanmaraş’ımız da depremin merkez üssü Kahramanmaraş 12 bin 622 kayıpla, 9 bin 243 yaralısıyla birlikte büyük bir acıyı yaşadı. Hem Kahramanmaraş’ta, hem tüm bölgelerde yitirdiklerimize Allah’tan rahmetle anıyorum. Yakınlarına ve bu kahraman şehrin tamamına, tüm milletimize bir kez daha başsağlığı diliyorum. Allah ne Kahramanmaraş’a, ne de milletimize böyle bir acıyı bir daha yaşatmasın inşallah.”

“HAL BÖYLEYKEN EN KISA SÜREDE İKTİDAR OLMA SORUMLULUĞUMUZ VAR”

“Değerli Kahramanmaraşlılar sabahleyin şehitlik ziyaretinden sonra sanayi ve ticaret odamızdaydım. Sanayi ve Ticaret Odamızın Başkanı, odanın tüm bileşenlerini temsil eden bir heyetle bizi karşıladı. Ayrıca akademik odalara, tabip odasına, eczacı odasına, ziraat mühendisleri odasına, mühendis ve mimarların bütün odalarına ev sahipliği yaptılar. Biz orada sağlıktan tarıma, eğitimden ulaşıma Kahramanmaraş’ın hepinizi rahatsız eden, milletvekilimiz tarafından Meclis’te dile getirilen, örgütümüz tarafından, il başkanımız, yönetimi, ilçe yönetimlerimiz tarafından düzenli bize rapor edilen, bölgeye gönderdiğimiz milletvekillerimizin, Parti Meclisi üyelerimizin sürekli bildirdiği bu sorunları, gördüğümüzü - göremediğimizi konuştuk, not ettik. Bu konuda muhalefet görevimizi yapmaya devam edeceğiz. Ancak şu kadarını söyleyelim. Ana muhalefet olarak bir denetim sorumluluğumuz vardır. Eksikleri söyleme, uyarma sorumluluğumuz vardır. Ancak genel vaziyete bakınca son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim. Kahramanmaraş’a ve deprem bölgesine bakınca, ülkedeki emeklilerin, çalışanların, çiftçinin, gençlerin durumuna bakınca elbette milletin verdiği görevle bir muhalefet sorumluluğumuz vardır. Ama memlekette hal böyleyken artık en kısa sürede iktidar olma sorumluluğumuz vardır. Bunun için de sadece sorunları gören ve söyleyen değil, bu sorunlara hangi çözümleri ürettiğimizi, geldiğimizde nasıl yöneteceğimizi, nasıl acıları dindireceğimizi, yaraları saracağımızı, nasıl Kahramanmaraş’ı yeniden kalkındıracağımızı, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde politika başkanlarımızla gölge kabinemizle birlikte anlatıyoruz, çalışıyoruz ve devam edeceğiz. Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da Maraş’ta ve artık sorun tespit eden değil, sesinizi duyuran değil; sizi duyan ve nasıl sorunlarınızı çözeceğini, iktidarımızda 100 yıl önce olduğu gibi işgalden, yıkımdan kurtulmuş, salgın hastalıklarla, açlık ve yoksullukla baş eden bir ülkeyi nasıl ayağa kaldırdıysak, 100 yıl sonra yine kurucumuzun önderliğinde bu ülkeyi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında nasıl birlikte ayağa kaldıracağımızı hep birlikte konuşacağız, hep birlikte başaracağız.”

“MAZERETİ OLAN BİR İKTİDAR DÖNEMİNDE YAKALANMADIK BU DEPREME”

“Şüphesiz depremin yıl dönümündeyiz. Deprem odaklı ve depremin yarattığı sorunları ve çözümlerini konuşan bir grup toplantısı olacak. Şöyle bir hatırlayalım. Biz bu felakete 6 Şubat 2023 günü sabaha karşı yakalandığımızda nasıl bir Türkiye’deydik? İki aylık bir iktidar mı vardı? ‘Ne yapsın daha? Yeni gelmişler.’ İki yıllık bir iktidar mı vardı? ‘Tamam, iki yıldır iktidardalar ama depreme hazırlık kolay iş mi?’ Böyle bir mazereti olan iktidar döneminde yakalanmadık biz bu depreme. Biz bu depreme 21 yıldır; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bile nasip olmayan 21 yıl süreyle üst üste, tek başına, koalisyon ortağı da olmadan, mazeret üretemeyecek bir süredir iktidarda olan bir süreçte, bir gecede yakalandık. 21 yıldır iktidarda. Depreme hazırlanmak için ne lazımsa vardı, ne lazımsa. Ne vardı biliyor musunuz en önemlisi? Toplumsal duyarlılık ve rıza vardı. 1999 depremi olmuştu. Üçüncü gün daha ‘Herkesin çadırı yok’ diye Tayyip Bey, Bülent Ecevit’e en ağır sözleri söylemişti. Bir hafta sonra ‘Efendim hala daha millete bir çorba, bir çeyrek ekmek veriyorsunuz. Nerede üç öğün sıcak yemek? Nerede şunlar, nerede bunlar?’ dedikleri bir süreçte, topluma ‘Biz olsak şöyle yaparız. Biz olsak böyle yaparız. Onu eksik yaptılar, bunu eksik yaptılar’ diyerek. Rahmetli Ecevit’e ‘Ölünce mi bırakacaksın be adam? Yaşlısın işte, hastasın. Bırak ben geleyim’ diyecek saygısız bir dil söylerken. Kendi partisinin, geçmişte siyaset yaptığı partinin kurucusu Erbakan Hoca’ya ‘Yaş 70, iş bitmiş’ deyip, ‘Ona değil, bana görev’ dediği bir sürede millet depremin acısı ve yaraları sarmak için uygulanan ekonomik programa tepkisiyle geldi, çağırdı, ‘Al yönet’ dedi.”

“HAZIRLIK TAM, 132 MİLYAR DOLAR DA PARA VERİLMİŞ CEBİNE”

“Toplumsal rıza tamdı depreme hazırlık için. Diğer taraftan kanuni hazırlık tamdı ve bitmişti. Hatırlayın, halen demiyor muyuz? ‘1999’dan sonraki kanunla yapılan yapılar yıkılmıyor’ diyoruz. Deprem yönetmeliği, deprem ile ilgili kanunlar, her şey hazırdı. Üç, para lazım değil mi? Para ve kaynak da hazırdı. O günlerde ‘İki yıllığına’ deyip başlayıp, bugüne kadar 26 yıldır Tayyip Erdoğan’ın sürdürdüğü, bugünkü adı ÖİV - Özel İletişim Vergisi, o günkü adı Deprem Vergisi’nin kanunu çıkmıştı ve iki yıl alınacaktı. O günden bugüne kadar… Önce 21 yıllık iktidarın 3 trilyon dolar vergi topladığını söyleyeyim. Toplam vergi. Bu, 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde toplanan verginin toplamının iki katına yakındır. Ama o günden bugüne toplanan 41 milyar dolar sadece deprem vergisi. 41 milyar dolar toplanmış. 65 milyar dolarlık özelleştirme yapmış. Önceden kendine kalanı satmış, parayı cebine katmış. 26 milyar dolar da sekiz kez çıkardığı imar affıyla… Yani depreme dayanıksız binalar, kolonu kesilmiş, çatısı bilmem ne olmuş. Çıkardığı imar aflarından da 26 milyar lira oradan para toplamış. Toplam 132 milyar dolar iktidara geldiğinden bugüne sırf depremde harcasın diye para verilmiş cebine. Bu depremde yıkıldı ya evler, yapılıyor ya, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ‘Bedava verelim’ dedi, ‘Bedava olmaz’ dedi ya. Şimdi ‘Evleri yaptım’ diye övünüyor ya konuşacağız. Toplam maliyeti kendileri açıkladı, 40 milyar dolar. Depreme şu ana kadar harcanan toplam para 90 milyar dolar. Devraldığı Türkiye’den bugüne kadar toplanan deprem vergisi, özelleştirme ve aldığı imar affı paraları 132 milyar dolar. Para da gani gani. Yani şunu açık söyleyeyim. 6 Şubat gecesi biz depreme yakalandığımız sırada eğer gelirken millete verdiği sözü tutsa ve kanunu uygulasa, var olan parayı kullansa doğru yere, bu evleri yine yapardı, yıkıp kendi yapardı ve o gece bir kişi bile ölmezdi. O yüzden elbette deprem Allah’tan ama buna karşı hazırlanmak kulun görevi. Bu memleketin vatandaşları da görevi Erdoğan’a vermiş. O gece biz depreme hazırlıksız yakalandıysak bunu savunacak bir tane de mazeret vermemiş. Herkes bunu böyle bilecek. Doğrusunu bileceğiz, doğrusunu konuşacağız.”

“TSK, 99 DEPREMİNDE 10 BİN 528 KİŞİYİ HAYATTA TUTTU”

“Hepimiz canlı tanığıyız. Depremi duyduk. Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak sabah 09.00’da mesaj çektik. ‘İlk bulduğunuz vasıtayla deprem bölgesine gidin. Nerede olduğunuzu bildirin’ diye. Açık tek havaalanı Adana Havaalanı’ydı; Şakirpaşa. Çoğu arkadaşımız oraya uçtular. Karayollarıyla da varabilenle 120 milletvekiliyle ertesi gün görev dağılımını yapmıştık, sahadaydık. Kulağımızda ilk günün sesi şuydu. ‘Sesimi duyan var mı?’ Ama üçüncü, dördüncü, beşinci günün sonunda kolumuzdan tutanların sorduğu bir soru vardı. ‘Üç gün boyunca ordu neredeydi?’ Üç gün boyunca şanlı, şerefli Türk ordusu, tüm eğitimi, gencecik ve bu ülkeye adanmış yürekleriyle, bütün ekipmanlarıyla bir talimat bekledi. O talimat üç gün gelmedi. Şimdi tarih önünde tarihi bir hesaplaşmayı ifade etmek durumundayım. 1999 depremi olduktan birkaç saat sonra Deniz Birliği’ne ulaşan dönemin komutanı ‘Vaziyeti gördüm’ diyor, rahmetli Ecevit’e bir telefon açıyor. Rahmetli Ecevit derhal talimatı veriyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri sabahın ilk ışıklarıyla 37 helikopter, 12 general, bin 392 subay, 33 bin 199 erbaş ve erle sahaya çıkıyorlar. İletişim kesilmiş. 1999 yılı. Hangimizde cep telefonu var o zaman? Çok azımızda. Üç iridyum cep telefonu merkezi, iki uydu yer terminaliyle iletişimi sağlıyorlar. 270 saat kesintisiz uçuşla binlerce yaralı, bölgeden helikopterler ve uçaklar vasıtasıyla tahliye ediliyor. Ve sonuç… Rakam söyleyeceğiz ve rakam konuşacak. O deprem bizim 1999’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin enkaz altından 10 bin 528 vatandaşı çıkarıp, hastaneye ulaştırıp, yaşamda tuttuğu deprem. Çıkarıp da ölenler bu rakamda değil. 10 bin 528 kişiyi Mehmetçik çıkarıyor ve yaşatıyor. Bu depremde üç gün duran ordu üç gün sonra çıkıyor ya. Aynı kayıt, o da TSK’da. Kurtardığı kişinin adı, soyadı, TC’si, hangi enkazdan çıkardığı, hangi hastaneye teslim ettiği... O gün 10 bin 528. Bu depremde sayı 327 arkadaşlar. Eğri oturacağız, doğru konuşacağız.”

“‘İKTİDARI ELİMDEN ALIRLAR’ KORKUSUYLA ORDUYU TUTTU”

“Hani var ya ‘Orduyu çıkaralım’ denince sarayda, danışman aklına uyup, ‘Orduyu kışladan çıkarmak kolaydır, geri sokmak zordur. Çıkralarsa yönetime el koyarlar’ vehmiyle, ‘İktidarı elinden alırlar’ korkusuyla üç gün, üç gün…“Kiminiz Facebook’tan yazdınız, kiminiz ekran başında bağırdınız, kiminiz gittiniz valinin yakasına yapıştınız. ‘Ordu nerede, ordu nerede?’ O ordu ilk gün çıksaydı bir de karşılaştırma açısından söyleyelim. Bizim bugünkü depremde 53 bin 537 kişi öldü. O gün 1999 depreminde 18 bin kişi öldü. 18 bin kişi ölmüş, 10 bin kişi kurtarmışlar. 53 bin kişinin öldüğü yerde 300 kişi kurtarmışlar. Basit bir oranla; zamanla teknoloji de artmıştır, iletişim de artmıştır, aygıtlar güçlüdür. Hiç onları düşünmeyin. Bu 53 bin kişinin en az 33 - 35 binini Mehmetçik en kritik 24 saatte, takip eden 24 saatte, o 72 saatte kurtarabilecekken, o Mehmetçiği bir vehimle, korkuyla içeride tutanlar, bugün bu milletin yüzüne nasıl bakıyorlar ben de buna utanıyorum. O yüzden millet çadır beklerken Kızılay’a çadır sattıran bunlar. Millet enkaz altında yardım beklerken, cep telefonunda yüzde iki şarj kalmış, depremzedenin o telefona IBAN yollayıp para isteyen bunlar. Orduyu içeride tutan bunlar. Verdiği sözleri tutamayan bunlar. Çıkmış bir de pişkin pişkin, ‘Verdiğimiz bütün sözleri tutmanın mutluluğundayız. Asrın felaketini atlattık.’ Asrın felaketi evet Allah bir daha göstermesin. Ama asrın ihmali, asrın beceriksizliği ve asrın pişkinliği ile karşı karşıyayız.”

“BİR YILDA EVLERİN YAPILACAĞINI SÖYLEYİP OY İSTEDİ”

“Gidelim övündüğü kısma. Öncesinde çalışmadı, deprem sırasında arama kurtarmada çuvalladı. Diyor ki ‘Verdiğim sözleri tuttum.’ Ne söz verdin sen? Ne söz verdin? Dedin ki, ‘CHP’ye oy verirseniz.’ O lafı ilk duyduğumda böyle kanım akıyordu, dondu. 6 Şubat’ta deprem olmuş, 8 Şubat, 9 Şubat ‘Malum’ diyor, kimsenin aklında yok ya ne depremi. O gün bize dese, ‘Ya seçim var. Bu dönemde ne seçimi, gelin bu seçimleri 5-6 ay ileri alalım.’ Vallahi Cumhuriyet Halk Partisi seçim meçim düşünmez. Adam iki gün sonra depremden ‘Malum 14 Mayıs’ta seçim var. Sakın ha oyu başkasına verirsiniz, onlar işi öğrenene kadar bir yıl geçer. Bu kardeşiniz bir yılda hepinizin evini yapacak ve sizi eve sokacak’ dedi. Dedi mi, demedi mi? Dedi. Ama maalesef o günlerde kimse ona ‘Ev yapamazsın’ demedi. Ama o bize ‘Bunlar yapamaz’ dedi,. Şimdi diyor ki, ‘Bize bu evleri yapamaz’ dediler. Bir yılda bu evlerin yapılacağını söyleyip oy istemek, depremdeki insanların çaresizliğini gösterip, ‘Bunlar gelince işe alışıncaya kadar yapamazlar, biz yaparız’ diyerek insanları kandırarak oy istendi ve o istenen oyların sonucundaki iktidarı yaşıyoruz şu anda. Peki ne oldu? Bir yıl bitti. Biz buradaydık. Tüm Türkiye’de yüzde 2,7. Yüzde 2,7’si bitmişti evlerin. İkinci yıl bitti, tüm Türkiye’de 11 ilde yüzde 30’u bitmişti evlerin. Üçüncü yıl bitti, şimdi bitiyor. Evlerin yüzde 70’i bitmiş. Şu anda daha 270 bin kişi konteynerlerde yaşıyor. Osmaniye’de gittim, Gaziantep’te gittim. Her şehirde konteynerde yaşayan toplam 270 bin kişi var. Kiracılara ev yok. Kiracıda para yok. Eve girmeye imkan yok. Geliyor konteynerdeki elektriğini kesiyor. ‘Çık artık.’ ‘Nasıl çıkacağım kiraya?’ diyor. ‘Depremden önce nasıl oturuyorsan otur’ diyor. Dün ağladı adam. ‘Lastikçiyim ben’ dedi. ‘Bir gelirim vardı’ dedi. ‘Şimdi yeniden iş buldum ama eve eşya alacağım yok, ev tutacağım 15 bin lira ev. En ucuz ve 15 bin lira. Bir depozit istiyor üç aylık da peşin kira. Ben 60 bin lira ömrümde görmedim. Nasıl çıkacağım buradan? Elektriğimi, suyumu kesti’ diye ağladı adam. Bakan Kurum, milletvekillerimizin gözüne bakarak Meclis’te komisyonda ‘O kadar çok ev yaptık ki’ diyor. ‘Şu anda deprem bölgesinde 5 bin liraya kiralık konut var kiracılar için’ diyor. Dün Osmaniye’de sordum. En ucuzu 15, ortalama 20. Gaziantep’te sordum. En ucuzu 16-17, ortalama 20-22. Kahramanmaraş’ta soruyorum ‘5 bin liraya kiralık ev var mı? 10 bin liraya var mı? 15 bin liraya var mı?’ Burada 20 bin liraya kiralık evlerin tutarı. En oturulmayacak evde 15 bin lira. Ve Murat Kurum diyor ki ‘Gidin deprem bölgesine, 5 bin liraya kiralık konut var’ diyor. Bugün gerçi salondayız. Dün iki gün meydandaydık, yarın yine meydandayız. Buradan Murat Kurum’a söylüyorum, grup toplantımızdan. Buradan Erdoğan’a söylüyorum. Öyle kapalı salonlarda kışın ısıtıp, yazın serinletip, kendi seçtiklerinize bile değil, atadıklarınıza nutuk atarak bu milletin aklıyla alay etmeyin. Sokağa çıkın, sokağa. Millete anlatın bakalım.”

“EKSİK DE ÇOK İTİRAZ DA”

“Bugün itibarıyla Maraş‘ta 112 bin 414 konut söz verilmiş, teslim edilen 73 bin 956. Malatya’da yüzde 22’si, Adıyaman’da 43’ü, Antep‘te 26’sı bekliyor. Hatay’da 254 bin konutun 153 bini verilmiş, yüzde 40’ı bekliyor. İnsanlar anahtarı alıyorlar, hazır değil. ‘Hazır’ diyorlar, hepiniz biliyorsunuz en az 100 bin lira ama çoğunlukla 300 bin lira masraf edilmeden geçilemiyor. Evin çatısı akmasa, borusu akıyor. Borusu akmasa, camı akıyor. Parkesi kabarmış, boyası kabarmış. Bunların tamamıyla deprem bölgesinin boğuştuğu bir sürecin içerisindeyiz. O yüzden asla ve asla boş söze, ‘Buradan konuşayım, bilen bilir bilmeyen bilmez. 11 il ne yaşarsa yaşar. Diğer 70 il işler yolunda sanır.’ Deprem bölgesinde işler yolunda molunda değil. Erdoğan’a söyledim, ‘Sen iyi diyorsun. Ben de diyorum ki; üç yıl geçmesine rağmen yapılan işler var. Zaten devletin bu konuda her imkanı var. Ancak eksikler çok, Kahramanmaraş’ta itiraz çok. Bununla ilgili de Hatay’da isyan büyük. Gel cesaretin varsa, benimle beraber deprem bölgesine gidelim.’ O gün Hatay’daydım. ‘Hatay’ı gezelim, konteynere de gidelim, TOKİ’ye de gidelim, esnafa da gidelim. Hatırını soralım’ dedim. ‘Var mısın?’ dedim, tık çıkmadı. Kahramanmaraş’a gelip de benimle birlikte Maraş‘ta gezebilir mi Erdoğan? Asla gezemez. İşte bu yüzden artık bir devir kapanmaktadır, yeni bir devir açılmaktadır. Algı siyasetinin dönemi bitmektedir, gerçek siyasetin dönemi başlamaktadır. Bakan evlatlarının devri bitmektedir, vatan evlatlarının iktidarı gelmektedir.”

“HİÇ OLMAZSA SABİT ÖDEME OLSUN MİLLETİN İÇİ RAHAT ETSİN”

“Şimdi bir diğer önemli bir husus. Hepinizin başında olan bir husus. Karşımızda normalde bu işi sivil hayatta yapsa Türk Ceza Kanunu 158 ve 209’a göre açığa imza attırdıkları için yargılanması gereken bir ikili var. Bu yaptıkları işi sivil hayatta yapsalar tefecilikten yargılanırlar. Boş senede imzayı tefeci attırır, başkası attırmaz. Türk Ceza Kanunu, bir kişiye verilen bir para, hizmet ya da mülk karşılığında boş senede imza attırmayı ağır bir şekilde cezalandırıyor. Oysa bugün depremzedeye mesaj atıyorlar, telefon açıyorlar. ‘Evin bitti gel al’ diyorlar. Evin anahtarını gösteriyorlar. Elini uzatıyorsun, ‘Bir dakika’ diyor. ‘Burada bir boş senet var, burada da bir sözleşme var. Bu konut karşılığında …. lira, boşluk, ödeyeceğimi, …. da faiz ödeyeceğimi.’ Genç bir avukat ailesine söylemiş, ‘Afet Kanunu’na göre faiz alamazlar. Faiz kısmını çizin’ demiş. Faiz kısmını çizene ‘Olmaz. Ya evi almayacaksın, ya o sözleşmeye imza atacaksın’ demişler. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Elbette biliyorum, bazılarını faizsiz yapmaya, bilhassa dükkanları, rezerv alanlarını falan faiz ya da TEFE-TÜFE oranında memur maaş artışı oranında her yıl artırmayı hedefliyorsun. Şunu söylüyorum, bu deprem haftasında şimdi başka yerlere gitti ama 6’sında gelecek inşallah. TOKİ konutları, rezerv alana yapılan konutlar, işyerlerinden ne kadar ücret alınacağını ve bunların hiçbirinden faiz, TÜFE ve memur maaş artışı dahil hiçbir fark alınmayacağını açıkla. Bunu açıkla, benim ana muhalefet olarak senin de iktidar partisi olarak şu üçüncü yılda millete bir hizmetimiz olmuş olsun. Biz ‘Ücretsiz yapalım’ dedik. Dedin ki ‘Ücretsiz olmaz. Para verecekler.’ Dedik ki, ‘Hayır, doğru değil. Ücretsiz olsun.’ ‘Hayır, hem para verecekler, hem bana oy verecekler.’ Üç yıl önce ‘Para verecekler’ diyen kişi, o günün şartlarında milletten yetkiyi aldı. Şimdi ‘Faizle ödeyecekler’ diyor. Bana kalsa ne faiz olsun, ne para olsun. Ama Erdoğan’a söylüyorum; ‘Gel hiç olmazsa sabit ödeme olduğunu söyle, milletin için rahat olsun.’”

“VERGİ OLARAK DEĞİL DAYANIŞMA OLARAK GÖRDÜLER”

“Diğer taraftan bir de şöyle bir şeyi hatırlayalım. Şu ana kadar şunu anlattım; Geçmişten beri aldığı vergiler, bizi depreme hazır etmeye yeterdi. Yapmadı. Peki bu depremden beri ne yaptı? Bunu üç yılın sonunda bir hatırlamakta sonsuz fayda var. ‘Motorlu Taşıtlar Vergisi’ni bir kere ödediniz, ikinciyi ödeyeceksiniz’ dedi mi millete? Dedi, ödedi millet. Niye? Para depremzedeye gidecek. Bunu vergi değil; ibadet ve dayanışma olarak gördü insanlar. MTV’yi iki kere aldılar, KDV’yi artırdı, damga vergisini artırdı, yurt dışı çıkış harcını artırdı. Bunların sonunda toplam 15 milyar dolar bir kaynak elde etti. Ayrıca ‘Türkiye Tek Yürek’ kampanyası yaptı. Hepimiz maaşları başladık. İlk Mansur Başkan Cumhuriyeti Halk Partililerden açıkladı. Bütün meclis grubu açıkladık. Hepimiz maaşımızı, gelirimizi bu insanlar o kadar zor durumda olan insanlar, o kadar sembolik ama o kadar önemli katkılar koydular ki; toplamda o kampanyadan da 50 milyar dolar toplandı. Yurt dışından 6,5 milyar dolarlık maddi destek geldi. Toplam para 6 Şubat’tan itibaren resmi evraklarda, kayıtlarda 71,5 milyar dolar. ‘455 bin konut yaptık’ diyorlar, maliyeti 40 milyar dolar. 31,5 milyar dolar para artmış bile konut için bakarsak. Halen daha bu depremzededen para almanın, para alması yetmez faiz almanın, TEFE-TÜFE işletmenin, bir de tefeciler gibi millete bir tarafta anahtar gösteriyor, çoluk çocuk beş kişi konteynerde, çamur dize kadar gelmiş, hava soğuk. Bir tarafta önünde boş senet. Bu beş senetçilere şunu söylüyorum. Bu millete zor gününde yapılan bu zulmün, eninde sonunda sandıkta sorulacak hesabı.”

“BUNUN İÇİN TEMİNAT İSTENMEZ”

“Tabi sorun bir değil, rezerv alan sorunu kangren olmuş, acele kamulaştırma adı altında milletin arazisine çökülmüş. Sadece Hatay’da 50 bin kişilik bir mağduriyet söz konusu. 6 milyonluk eve 3 milyon - 2,5 milyon lira değer biçmişler. Sosyal hayat, ticaret hala ayağa kalkmamış. Maraş’ın yolları geçen Ali Öztunç söylüyor. Ali Öztunç’un anlatımı kuvvetli, severim böyle abartır bazen. Diyor ki ‘Maraş‘a gelin’, milletvekillerine söylüyor. ‘Arabaya binin, bir gün gezin. Böbrek taşınız olmaz, hepsi düşer’ dedi. Ben Maraş‘a geldim, arabaya bindim. Daha yarım gün oldu. Vallahi böbrek taşı ne, böbrek düşmezse iyi. Bir yandan asbest sorunu, bugün oturduğumuz doktorlar öyle şeyler anlattı ki. Bu asbest sorunun gelecekte ne büyük bir sıkıntıya sebep vereceğini, Aksu Çayı’nın nasıl kirlendiğini, kirletildiğini. Verilen hızlı tren sözü tutulmadığı için şehrin halen kan kaybettiğini. Sosyal hayatın, ticaretin halen daha ayağa kalkmadığını. Konteynerde siftahsız esnaflar var. Öyle bir gerçek var ki; hep birlikte bunu bu grupta konuşmayan milletvekili yok. Başta Hatay milletvekilleri. Malatya milletvekilimiz. Adıyaman milletvekilimiz kalmadı belediye başkanımız. Her gün başkasını arıyor ‘Bunu anlatın’ diye. Kahramanmaraş, Gaziantep milletvekillerimiz, Osmaniye milletvekilimiz. Hepsi anlatıyor bunları. ‘Yapın bunu, halledin bunu’ diye. 30 Kasım tarihinde mücbir sebep bitti. Zaten altı ay uzatıyorlar bitiyor bir daha uzatıyor. Van’da deprem oldu hatırlayın. Devlet Van’a, bir şehir ya, burada 10 şehir birden. Bütün gücünü Van’a verdi, ‘Onu ayağa kaldıralım’ dedi. ‘Kalkana kadar mücbir sebep’ dedi, 6 yıl sürdü arkadaşlar 6 yıl. Bir Van’a 6 yıl boyunca mücbir sebep uygulandı. Koca bölge, hal ortada, mücbir sebep uygulaması iki yıl dokuz ay depremden itibaren. Ki farkına varasın, ilk 3 ay geçti, 2,5 yıl mücbir sebep uygulanıyor ve kaldırılıyor. Bu ne demek? Pamuk eller cebe demek. Esnaf sigorta ödeyecek, vergi ödeyecek demek. Yetmedi, basit usulden gerçek usule geçirdiler esnafı. Bölgedeki esnafı da muaf tutmadılar, deprem yokken basit usulde çalışanlar deprem sonrası gerçek usule geçiyor. Hiç sormadan verilecek işte muhasebeci parası, defter parası, onay parası, noter parası. Dünya kadar para şimdiden cepten çıkıyor. Dükkan yok, altyapı yok, müşteri yok. Kepenk kapatacak, kapatılacak kepenk yok dükkanda. Bu haldeyken kredi lazım esnafa, kredi isteyene borcu yoktur kağıdı soruluyor. Borcu yoktur kağıdı için, vergi SGK’ya borcunun olmaması lazım. Zaten o halde olsa kredi kime lazım. Borcu yoktur kağıdını almak için yapılandırma yapmak istiyor. Onun için giden esnaftan da bugün Ticaret Odası Başkanı, Sanayi Odası Başkanı anlattı. Buranın, bütün bölgenin sorunu. Teminat istiyorlar, teminat. Borcu yapılandıracaksın, borcu karşılayacak kadar, hiç değilse yarısı kadar bir teminat göster. Ya adamda borcu karşılayacak kadar teminat olsa senin kapına gelmez. O borcu yapılandırmak istiyor. Bunun için teminat istenmez.”

“HALA ‘BORCU YOKTUR’ KAĞIDI İSTİYORLAR”

“KOSGEB’den esnaf kredi kullanmış. Daha doğrusu kullanmış demeyelim. Hatırlayın, pandemi oldu. Pandemi sırasında KOSGEB krediler oldu. Sonra deprem oldu, diyor ki ‘Yüzde 80’i hibe sandı aldı onu.’ Neye imza attığını bilmeden hibe sandı, aldı. Şimdi mücbir sebep bitmiş. Yazıları yollamışlar. 1 Mart itibarıyla KOSGEB’den esnafa verilen 400 - 700 bin lira arası paraları geri istiyorlar. ‘Ödemezsen icraya koyarız’ diyorlar ve faiz istiyorlar. Bunun için buradan bir kez daha deprem haftası ve bu kahraman şehrin, İstiklal madalyalı şehrin bağrından, bu kadar acıya katlanmış ve ayağa kalkmaya çalışan Kahramanmaraş’tan sesleniyorum. Hem deprem konutlarından faiz alınmayacağını… Mümkünse hiç para alma. Hem mücbir sebebin uzatılacağını, hem KOSGEB kredilerinin ya affedileceğini ya da faizsiz yıllar sonraya erteleneceğini, esnaftan teminat şartını ve ‘Borcu yoktur’ kağıdını kaldırın kardeşim. Bu esnafın bu şartlar altında kimseye borcu yoktur. Ondan bu kağıdı isteyenlerde de vicdan yoktur. Diğer yandan aynı sorun çiftçide var. BAĞ-KUR prim borcu olan çiftçilere tohum, gübre, mazot almak için para lazım. Ziraat Bankası’na gidiyor. ‘Borcu yoktur’ kağıdı getir. Halk Bankası’na gidiyor. ‘Borcu yoktur’ kağıdı getir. Geçmişte 1 kilo buğday satıp, 1 litre mazot alanlar bugün 6 kilo satıp, bir litre alamıyor. Perişan olmuş durumda. Hala onlardan bugün ‘Borcu yoktur’ kağıdı isteniyor.”

“SEN PRENSE YAKINSIN, BEN MARAŞ’IN GÜZEL İNSANLARINA”

“Sayın Erdoğan partimizi, beni, belediye başkanlarımızı bölgeye gitmemekle; hatta nerden buldularsa o lafı kendince ‘deprem turisti’ olmakla… ‘Enkaz başında yoktular, bir ara fotoğraf çektirdiler ve kaçtılar. Bir daha bölgeye uğramadılar.’ Sayın Erdoğan geçen gün hem belediye başkanlarımız hem de benim için diyor. ‘Sayın Özel, sen neredeydin bugüne kadar? Deprem bölgesinde niye yoktun?’ diyor. Dışarıdan duyan olsa, bunu size değil de Arjantin’den birine dese ‘Yazıklar olsun’ diyecek, ‘Sosyal demokrat lider bölgeye hiç gitmemiş.’ Erdoğan ‘İki kere iki, dört’ dese ben arkadaşlara ‘Kerrat cetvelini kontrol edin’ diyorum, ‘Bir yanlışlık olmasın.’ ‘Bakın ben kaç kere gitmişim, o kaç kere gitmiş?’ dedim. Grup başkanvekili ve başkanı olarak 26 kez, Genel Başkan olduktan sonra 23 kez, toplam 49 kez gitmişim. Dün 50’nci deprem ili ziyareti Osmaniye’deydim. 51’inci olarak Gaziantep’teydim. 52’nci deprem bölgesi ziyaretinde huzurunuzdaydım. Hele hele grup başkanvekili iken bir araba, bir şoför Mehmet Amca. Erdoğan’ın altında ise 13 tane uçak, devletin tüm helikopterleri, tüm imkanları ve bölgeye toplam 38 kez gelmiş. 39’uncu ziyaretini Osmaniye’ye yapacak 6 Şubat günü. Allah nasip ederse o 39’uncuyu yaparken Özgür Özel de 57’nciyi tamamlıyor olacak. Bana soruyor ‘Ya neredesin?’ Kahramanmaraş’tayım. Depremin ve acının merkez üssündeyim. Sen neredesin? Erdoğan, Suudi Arabistan’da. Yani geçmişte ‘Eli kanlı katil’ dediği, yeşil doların ucunu gösterince gidip kardeşine sarılmadığı gibi sarıldığı Suudi Arabistan’da prensin yanına koşmuş. Sen prense yakınsın, ben Kahramanmaraş’ın güzel insanlarına. Sen prense misafirsin, ben Kahramanmaraş’ın bağrına geldim. Onlara sarılmaya geldim. Şimdi ne dedim? ‘İki kere iki, dört’ dese kontrol edelim. Bunları saymaya, hatırlatmaya, bu kadar iftira varken mecburuz. Müslümanın böyle bir görevi var. Karşıda bir iftiracı varsa ona hakkını bildirmek, dokuz yetim giydirmek demektir. Dokuz yetime kaftan giydirmektir.”

“MANSUR YAVAŞ BAŞKAN BURAYA GÖZÜ GİBİ BAKTI”

“‘Neredeydiniz?’ diyor. 9 bin 638 araçla buradaydık. 28 bin 521 personelimizle 10 deprem ilindeydik. 7 bin 200 TIR, dört uçak, altı gemiyle gıdadan sağlık malzemelerine, çadırdan sobaya kadar her türlü yardımı ulaştırdık. Toplamda CHP’nin yönettiği belediyelerden 155 mobil mutfak, 163 ikram aracı, 18 mobil fırın, 3 milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı ve soba, 2 bin 220 jeneratör, 4 milyon 600 bin hijyen paketi, 50 bin çadır, bin 810 konteyner gelmiş. Kahramanmaraş’a İzmir Büyükşehir Belediyesi konteyner kent kurdu. Maraşlı üreticinin dallardaki narenciyesini Mersin Büyükşehir Belediyesi aldı. Doğalgaz hatlarını İBB İGDAŞ ekipleri geldi, onardı. Bunlar İzmir, Mersin ve İstanbul Büyükşehir’in Maraş’a değerli katkıları. Bir de bakın Maraş’a ne yapılmış? 5 bin 880 personelle enkazdan 431 can kurtaran, sadece Maraş’a 2 bin 150 aracını getiren, bin 381 araç dolusu yardım getiren, 6 bin 747 çadır kuran, 147 konteyner kuran, mobil fırında günde 6 bin 500 ekmek üretip dağıtan, 30 bin gıda kolisi dağıtan ve o dönem çok konuşuldu; atıl durumda garajda bekleyen otobüslerini seyyar tuvalet ve duşa dönüştürüp çok büyük bir krizi tek başına çözen, 12 cenaze aracı, 30 din görevlisiyle Maraş’taki definleri yapan, 21 bin 916 çiftçiye 1 milyon sebze fidesi dağıtan, 423 bin litre sıvı gübre dağıtan, 15 kilometre su hattını bizzat döşeyen, evde kalan 7 bin 35 depremzedeyi kendi ilinde o dönem barındıran, halen 700 kişiyi kendi ilinde misafir eden, depremin üçüncü yılında emanet ettiğimiz buraya gözü gibi bakan Başkan Mansur Yavaş. Allah ondan razı olsun. Depremin ertesi günü ‘Bana ne düşüyor?’ diye buraya koştu. ‘Sana Kahramanmaraş’ dediler. O günün Yerel Yönetimlerden Sorumlusu Sayın Seyit Torun, şimdi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde, Gölge Kabinemizde. Ve ondan sonra bu göreve gelen Gökan Zeybek. O gün bugün Mansur Yavaş Kahramanmaraş’ta kimin, neye ihtiyacı olsa bir belediyenin gücü, imkanları dahilinde yapılanı, yapılamayacağı yaptı. Ben partinin Genel Başkanı olarak hepiniz adına ona bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Erdoğan’a da diyorum ki; kadir kıymet bilmezsin, hatır bilmezsin. Partiyi 33 arkadaş kurdu. 31’inin defterini dürdü, biriyle selamı yok. Asla ve asla dönüp de olan bir şeye bir saygı duymak, bir şey yok. Ama hiç olmazsa 28 bin 521 personel, kimi bir hafta 10 gün, biri bir ay, kimi üç ay, kimi altı ay, burada depremzede ne haldeyse o halde durup, kimi ilk tıraşı 15 gün sonra olup, kimi ne zaman seyyar duşlar geldi, bütün konteyner kent, bütün çadır kent yararlandı, onlardan sonra suya kavuşup, burada cansiparane gayret gösterdiler. Her görüşten insan var onların içinde. Bir belediyede bir görüşten insan yok ki, her görüşten insan var. Allah hepsinden razı olsun. Bunu inkar ettin ya, kul hakkına giriyorsun. Kul hakkına giriyorsun.”

“KAÇAN MÜTEAHHİTİN PEŞİNDELER”

“Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim. Bugün sabahki toplantıda bence birçok şey dinledik ama Hatay’da Adalet Peşinde Platformu var. İlk duyunca bekliyorsun zaten. Depremde ölmüş insanlar, hayatlarını kaybetmişler. Acılı aileleri bir araya gelmiş. Müteahhit kaçmış, onun peşinde. Kamu görevlisinin kusuru var. Yargılanma izni vermemiş. Onun peşinde. Efendim devletin kusurunu her binaya yüzde 25 yazıyorlar, maksat ödenecek tazminatı küçültmek. Ona itiraz ediyor. Bunların hepsini söylemişler, hepsini yaptılar, hepsini anlattılar. Ama öyle güzel bir şey söyledi ki; ‘Bizim bu vakitten sonra işimiz geçmişle, kayıplarımızla, yaşadığımız acılarımızla değil. Onları içimize gömdük, şuramızda’ diyor. ‘Ama davetim herkese. Sorumluluğu herkes alsın. Geleceğe dönük ne yapacaksa herkes sorumluluğunu bilsin ve üstlensin. Geçmişteki acıları yaşadık ve içimize gömdük. Bir daha böyle acıyı gelecekte kimse yaşamasın. Biz bunun için bir aradayız’ diyor. Hem kayıplarının hem de bu yüce gönüllü insanların ferasetinin önünde saygıyla eğiliyorum.”

“BU ZULMÜ HAK ETMEDİ”

“Şimdi dedim ya, ‘haksızlık, kul hakkı.’ Güya mangalda kül bırakmıyorlar. Kul hakkını ben bir kere söylesem, onlar 50 kere söylüyorlar. Ama geçen sene gelmişim buraya. 6 Şubat depreminin ikinci yılına. İl başkanımız, milletvekilimiz ‘Elbistan’da bir anma yapacağız’ dedi, gittik. Anma programından sonra dün Gaziantep’te mevlit okutmuştuk. Geçen sene de 6 Şubat günü Elbistan’da bir mevlit okuttuk. Mevlidi çok da güzel okudu, teşekkür ettim, harika bir dua yaptı. Hepimizi duygulandırdı. Elbistan Müftülüğü’nden Abdullah Hoca okudu. Abdullah Hoca’ya ertesi gün surat asmışlar. ‘Senin orada ne işin var?’ demişler, ‘Oradan soruyorlar, buradan soruyorlar’ demişler. En son buraya geleceğim tekrar belli oldu. 23 Ocak günü Abdullah Hoca’yı Elbistan Müftülüğü görevinden almışlar, Kahramanmaraş Müftülüğü’ne bağlamışlar. Hızlı arabayla 1 saat 15 dakika, toplu taşıma ile 2 saat. Karı var, kışı var, buzu var. Abdullah Hoca’ya had bildiriyorlar. ‘Sen nasıl olur da Özgür Özel’in katıldığı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin mevlit okuttuğu yerde gider mevlit okursun, dua yaparsın?’ Buradan Abdullah Hoca’yı alanlara, sürenlere diyorum: Abdullah Hoca bu zulmü hak eden bir şey yapmadı. Siz ne devlet, millet ayrımı bıraktınız. Ne parti, devlet ayrımı bıraktınız. Bırak acı günde, bırak ibadette, bırak cenazede, bırak mevlidde, bunları bırak. İyi gününüzü, en güzel gününüzü partiyle devleti, devleti partiyle iç içe yaşıyorsunuz. Ülkenin başındaki Cumhurbaşkanı sabah aynı kalemle il başkanı atıyor, öğleden sonra aynı mürekkeple o ile vali atıyor. Adalet Bakanı alıyor eline cep telefonunu, bir yanında AK Parti’nin Grup Başkanı, bir tarafında Adalet Komisyonu Başkanı, arkadan HSK Başkanvekili, vali bir yerde, AK Parti il başkanı onun kolunda, kar altında zevki sefa yapıyorlar. Bu kadar insan ölmüş. Elbistan’a gitmişiz. ‘Bir dua okur musun?’ demişiz. Abdullah Hoca gelmiş, bir Kur’an okumuş, bir dua okumuş. Onu ‘Sen siyasi partinin liderinin yanına nasıl varırsın?’ diye görevden alıyor. Siz Abdullah Hoca’yı ya o göreve iade edersiniz, ya biz Abdullah Hoca’ya nasıl sahip çıkacağımızı biliriz. Günü gelince de bunun hesabını hepiniz verirsiniz. Öyle kimse sahipsiz değil.”

“YAZ BOYU ATMADIKLARI İFTİRA KALMADI”

“Son sözlerim şu olsun. Bunların kul hakkı konusunda yapmayacakları yok. Hocaya bunu yapıyor adam, müftülüğün hocasına yapıyor. Yaz boyunca Ekrem Başkan hakkında, onun değerli çalışma arkadaşları hakkında atmadıkları iftira kalmadı. ‘Yolsuz’ dediler, ‘hırsız’ dediler. Efendim jammer olan çantalara ‘Para dolu’ dediler. Efendim ‘İBB’nin parkesinin altında 2 milyon Euro para çıktı. Videosu var’ dediler. ‘Ekrem Başkan toplantıdan para dolu çantalarla çıktı, videosu var’ dediler. ‘Bin 200 cep telefonu’ dediler. Hiçbirisi çıkmadı. Birinin kanıtı çıkmadığı gibi yalan olduğu çıktı. İddianamede bir satır bile geçmedi. Bütün yaz boyunca hırsız, yolsuz, rüşvet, ihale, yetmedi ve sonra yeni bir soruşturma. ‘Ajan’ dediler. Yetmedi şimdi bir uçak icat ettiler. ‘Uçağa o indi, bu bindi. O oldu, bu oldu’ diye insanların aile düzenlerini bozmak için, karıyla kocanın arasına nifak sokmak için yalan attılar. Bunun iki odağı var. Bir tanesi yandaş medya. Bir tanesi de eski FETÖ’cülerin oluşturduğu ekiplerle sosyal medyada haysiyet suikastları yapanlar. Bunların başında eskiden FETÖ’cülerle uçarken bir grupla uçuyordu. Şimdi FETÖ’cüler güya yok, başka bir grupla uçuyor. İki uçakta ortak bir adam var. Kim? Fettah Tamince. FETÖ’nün en aşağıdaki, devlete girmek için KPSS’de FETÖ’nün dershanesine gitmiş adamı attılar. ‘Efendim, sen de bir bağış yap, birlikte kurban keseceğiz’ diye makbuz kestikleri adamı attılar. Dairenin sahibi ‘Kirayı şu bankaya yatır’ dedi. Bank Asya çıktı. Adamı memuriyetten attılar. Okulda terfi etmek için ‘Bu sendikaya gireceğiz’ dediler, o sendikaya gireni memuriyetten attılar. FETÖ’nün bütün ihalelerini toplayan, bütün işlerini yapan adamı baş köşede oturtuyorlar. Geçen sene bu kişinin otelinde, Antalya’da, bir çocuk turizm okuyor. Otelde çalışırken, oradaki bir çocuğun babası 14 yıldır bağırıyor. Burak Oğraş için. ‘Oğlum görmemesi gereken bir şey gördü. Oğlumu tepeden boş havuza attılar.’ Diyorlar ki, adam buna inanıyor. Otel Rixos. Fettah Tamince’nin. O geceki nöbetçi savcıyı buldu bana getirdi babası. Adam diyor ki ‘Olamaz. Bir çocuk oradan oraya atlayamaz. Ben tutanağı tutarken gördüm. Bunu birisi öldürmüş. Gitmişler oraya atmışlar’ diyor. Ama o dönem FETÖ’nün başsavcısı, bilmem nesi kovuşturmaya gerek yoktur filan. Bu adam 14 yıldır bağırıyor. ‘Göremeyeceği bir şeyi gördü’ diye. Şimdi Epstein belgeleri çıktı. Oradan bu trol ordularına bizim arkadaşlarımıza haysiyet suikast yaptıran Erdoğan da diyor ya ‘Milletin parasıyla…’ Bir şey kastediyor. Bir yalanı kastediyor. Bu kişinin oteline o Epstein’ın geldikleri, orada 18 yaşından küçük kızları eğittikleri, oradan yurt dışına götürdükleri - getirdikleri, bu adamın onlarla iç dışlı olduğu ortaya çıkıyor. Bak, dur daha Allah nasıl bunları tarih yönünde mahcup edecek. Dur.”

“HER ÜLKEDE BELİRLİ ADAMLARI VAR”

“Uçak yalanını, oturmuş sabah - akşam attılar ya. Uçağın sahibi AK Partili çıktı. Kiralayan AK Partili çıktı, ‘Hayatta Reis’ten sapmayız. Ekrem’e selam vermeyiz, ona uçak - muçak kiralamadık’ dedi. Uçakta gezen AK Partili, iş ortağı AK Parti’nin bir önceki İstanbul İl Başkanı çıktı. O uçakla bizim alakamızın olmadığı çıktı. Bunu sabah akşam konuşan TGRT‘nin sahibinin Epstein belgelerinde adı çıktı. Haydi bakalım. Haydi bakalım. Ey Mücahit Ören, bu Epstein böyle bir çıkar grubu. Her ülkede belli adamları var. Para, pul, ilişki... Ayrıca rezaletin bini bir para... Pedofili, taciz bilmem ne falan... Bu Mücahit Ören şimdi diyor ki, ‘Evet. Ben ona mail attım. Ama o manada atmadım.’ ‘Beni içinize alın’ diyor. ‘Ben de sizin halkınız olayım’ diyor. ‘Türkiye ayağınız olayım’ diyor. Bu Epstein’in has adamına. Bak, bak, bak. Attığı şeye bak. ‘Yanlış anlamayın, başka şeye çekmeyin’ diyor. ‘Daha terbiyesiz olmak için senden çok şey öğrenmeliyim’ yazmış. Mücahit Ören, şimdi yaz boyunca olmayan uçağı bizim yapan, bize kiralayan, içinde kızlarla bilmem ne olduğu haberlerini yaptıran, yaptıran, yaptıran, iftira attıran, kul hakkına giren şimdi Epstein belgesine girmiş. Paralıyor kendini. ‘Yaptım ama o manada yazmadım. O uçağa binmedim.’ Ona da baktırıyorum. ‘Ama Türkiye’den giden, gelen küçük çocuklarla alakam yok. Ben onlarla ticari ilişki kurmak istedim.’ Herkes layığını bulur, layığını. Layığını bulacaksın iftiracı, layığını bulacaksın. Yaz boyunca haysiyetimizle oynayacaksın, kul hakkına gireceksin, bizim dua okuttuğumuz hocayı oradan oraya süreceksin, 22 bin tane belediye çalışanı burada canını ortaya koymuş, ‘Gelmediniz, hiç yoktunuz’ diyeceksin. Mansur Başkan bütün yükü sırtlanmış Maraş‘ta, görmeyeceksin. Ekrem Başkan Hatay’ı ayağa kaldırmak için canını dişine takmış. İçeri atmış, görmeyeceksin. Bu kadar kul hakkı yiyeceksin. Sonra, ‘Hakkıma girmeyin.’ Hakkınıza girmeyiz. Niye biliyor musun? Sizin kadar vicdansız değiliz. Sizin kadar ahlaksız değiliz. Buradan bütün Türkiye’ye söylüyorum. Kimse enseyi karartmasın ve moralini bozmasın. ‘Efendim, bunlar gitmezler.’ Nasıl gitmezler? Geçen seçimlerden önce de bunlar seçim kaybetmiyordu. Yenilmez armadaydı bunlar. Her seçimi onlar kazanıyordu.”

“İKTİDAR OLACAĞIZ”

“Aday olduğumuz ilk gün söyledim. ‘Girdiğimiz her seçimden birinci parti çıkacağız, seçimi kaybettiğim gün iktidarı bırakacağım’ diye. Buradan Kahramanmaraş’tan söylüyorum. Türkiye’yi yönetecek en iyi kadrolar bizdedir. En dürüst kadrolar bizdedir. En liyakatli isimler bizdedir. İnancımız, kararlılığımız, gençliğimiz, enerjimiz tamamdır. Birileri yorulmuştur, tükenmiştir, söylediği sözleri yerine getirememektedir. Artık bundan sonra sözünün arkasında duramamaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi, 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra da sizin için dimdik ayaktadır ve iktidar olacağız, Maraş‘ı da Türkiye’yi de ayağa kaldıracağız. Tüm kadrolarımızla, Belediye Başkanlarımızla, canım Grubumuzla, Parti Meclisi üyelerimizle emre amadeyiz, emre. Vaziyet bu haldeyse, vazife iktidar olmaktadır. Emrinize amadeyiz, emrinize. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”


CHP GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL KAHRAMANMARAŞ’TA - 3