03.04.2025
“TATİL DOKUZ GÜNE ÇIKARILDI YİNE MALTEPE’DE TARİHİ KALABALIK TOPLANDI”
“YALANCI TANIK YARATARAK BOŞ DOSYAYI DOLDURMAYA ÇALIŞIYORLAR”
“FETÖ’NÜN YALANCI TANIKLARI BUGÜN YA FİRARDA YA HAPİSTE”
“BU SÜREÇTE MUHATABIM CUMHURBAŞKANI DEĞİL, CUNTA BAŞKANIDIR”
“MEHMET ŞİMŞEK CUNTANIN PARÇASIDIR, MALİ AYAĞIDIR”
“GENÇLERİN BOYKOTU BAKANLARI SOKAĞA ÇIKARDI”
“EN ÜSTTEN CEZA VERİLSE BİR GÜN YATMAYACAK GENÇLER CEZAEVİNDE”
“BOYKOTYAP.ORG SİTEMİZDEKİ TÜM FİRMALARI BOYKOT EDİYORUZ”
“YAPTIKLARI İŞLER YÜZÜNDEN AVRUPA TOPLANTILARI İPTAL”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde basın toplantısı gerçekleştirdi. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli arkadaşlar, malum 19 Mart darbe girişiminin ardından çok uzun süre İstanbul’daydık. Sadece geçen hafta perşembe günü burada, genel merkezimizde Parti Meclisi toplantımızla ön seçimden çıkan adayımızı grubumuza bildirmek, sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığımız kapalı grup toplantısıyla, kapalı oylamayla da oybirliği ile adayımız Ekrem İmamoğlu’nun adaylığını kesinleştirmek ve resmileştirmek üzere buradaydık. Dün Trabzon’da Volkan Konak’a vedamızdan sonra Ankara’ya geldim ve Pazar gününe kadar yeni bir olağanüstü gelişme olmadığı takdirde Olağanüstü Kurultayımızı yapmak üzere Ankara’dayız” dedi. Özel, şunları söyledi:
“OLAĞANÜSTÜ KURULTAYIMIZ BİR MEYDAN OKUMA”
“İlk sözüm Olağanüstü Kurultayımızla ilgili hem bir netleştirme, hem de bir çağrıyı içerecek. Çünkü biz bu telaş içindeyken partiye kayyum atamak için bütün asliye hukuk mahkemelerini deneyenler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ön seçim kararlılığını da gördüklerinde, ön seçimi yaptırmamak üzere bir takım kirli işbirliklerine girerek kayyım atamaya kalktılar partiye. Bunu Cuma günü mesai saatleri içinde yapmış olduğumuz ve kabul edilen başvurumuzu size Cuma akşamüstü o kayyım tebligatı olanaklı olmayacak bir şekilde duyurduk. Devamında da Olağanüstü Kurultayımızı gerçekleştireceğiz. Bu tabii ki bir meydan okuma. Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partiyi… Cumhuriyet’ten önce kurulmuş, Kurtuluş Savaşı’nı, kuruluşu gerçekleştirmiş, demokrasiyi kurmuş bir partiye kayyım atamaya yeltenenler ve tertemiz kurultayını, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir genel başkanın çoklu yarışta değiştiği bir kurultayını, bir demokrasi şölenini kirletmek isteyenlere karşı da aynı delegelerimizle bir Olağanüstü Kurultay yapıyoruz. Delegemizin iradesini ortaya koyuyoruz, tazeliyoruz. Dost olana güven duyduğu için memnuniyet, düşman olana da neye kalkıştıklarını ve durumun ne olduğunu görmek için mahcubiyet vaat ediyoruz.”
“KURULTAYIN İZLENEBİLECEĞİ BİRKAÇ SALONUMUZ VAR”
“Kurultay pazar günü yapılacak. Bu sefer kurultayın kapalı yapılacağı, sadece delegelerle yapılacağı, seyirci alınmayacağı, misafir alınmayacağı gibi birçok saçma sapan iddia var. Kurultayı 15 gün içinde yapmak için yerini, saatini bildireceksiniz. Biz o gün yaptığımız o anlık mücadelede ‘Arena’yı isteyeceğiz’ deyip, duyursanız; ‘Arena dolu’ denildiğinde kurultayınızın ilan gününde yaptığınız ilan yerine gelmediği için kurultayı yapamazsınız, yer değişikliği için bir 15 gün daha beklersiniz. Onun için emin olduğumuz bir yerde; Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapıyoruz. Salon bin 800 kişilik. Delegemiz bin 300 kişi. Bir kere 500 kişi misafirler, onur konukları, izleyiciler, yurtiçinden, yurtdışından konuklar olacak. Salonun hemen yanında aynı şekilde bu sürecin sağlıkla izlenebileceği teknolojik olarak geniş birkaç salonumuz daha var. Kurultay örneğin başkanlık divanına başvurmak isteyen herkesin erişimine açık. Diyelim ki bireysel adaylıklar için, Parti Meclisi adaylığı için, divana herhangi bir başvuru için hiçbir erişim engelinin olmadığı, öyle sanki ‘Biz bize yapacakmışız, kapalı’... Bütün üyelere açık kurultay. Kurultayda tek gündem maddesi var; o da seçim. Bu yüzden de eğer bir aday varsa bir konuşma var. Birden çok aday varsa adayların konuşması var. Bunun dışında bir konuşma yok kurultayda. Bu hukuki bir zorunluluk.”
“HERKESİ NAZIM HİKMET KÜLTÜR MERKEZİNE BEKLİYORUZ”
“Ama bu konuşmayı, formalite konuşmayı içeride yaptıktan sonra Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin önünde öyle içerideki bin 800 kişiye değil ya da geçen kurultaydaki gibi 5 binlere, 10 binlere değil yüzbinlere konuşacağız. Bu yüzden 81 ilden üyelerimizi, vatandaşlarımızı Ankara’yı, Ankara’yı çok sevenleri, demokrasiyi sevenleri, Meclis’i sevenleri, Meclis’i kuran partiyi sevenleri, geçmişte oy vermiş olmasın, Cumhuriyet Halk Partisi ile bu süreçte dayanışma göstermek isteyen herkesi, bilhassa gençleri, genç arkadaşlarımı, partili - partisiz, Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy vermiş - vermemiş, verecek - vermeyecek ama demokraside buluştuğumuz bütün gençleri, sosyal demokratları, muhafazakâr demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin önüne bekliyoruz. Esas kurultay konuşmamız 10 binlere, 100 binlere orada olacak. Her hafta sonu bir Ekrem İmamoğlu’na özgürlük mitingi yapacağız. Gelecek hafta sonu da olacak. Bu hafta sonundaki mitingin elbette en temel talebi ve teması, ‘Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’na ve tüm arkadaşlarımıza özgürlük’ olacak. Kayyım rezaletini gündeme getirenlere, bunu aklından geçirenlere, CHP Kurultayı’na laf edenlere delegelerimiz sandıkta, milletimiz de hem ekranları başında hem de Nazım Hikmet Kültür Merkezimizin önünde gerekli cevabı verecekler. Bu çağrıyı yapıyorum. Ne basına kapalıdır, ne üyeye kapalıdır. Herkese açıktır. Ama salonda bin 300’ün üzerindeki delegemizin yerlerini almasını sağlayacağız. Onun dışında seyirciler, izleyiciler, takip etmek isteyenler için o salonun yetmediği yerde yan salonlar, benzer salonlar ve dışarıda büyük kalabalıklarla, büyük bir coşkuyu hep birlikte yaşayacağımız süreç olacak. Kurultay sabah 10.00’da başlıyor. Saat 16.00 gibi kurultayın içerideki formal ve formalite kısımlarını tamamladıktan sonra vatandaşlarımızla buluşmayı ümit ediyoruz.”
“MİLLET, AMACIN İMAMOĞLU’NUN ÖNÜNÜ KESMEK OLDUĞUNU BİLİYOR”
“Değerli basın mensupları siyasi tarihimizde kara bir leke olarak geçen 19 Mart darbesinin, darbe girişiminin, başarısız darbe girişiminin üzerinden tam 15 gün geçti. Şüphesiz darbeler iktidarlara karşı yapılır. Askerler yapıyorsa askeri darbedir. Hükümet yetkilerini elinde bulunduranlar darbeye kalkışıyorlarsa bunun adı, sivil darbedir. Bu sivil darbeler, böyle yapılanları çoğunlukla geldikleri sandıkla gitmek istemeyenler için, demokrasiyi araçsallaştırıp, günü geldiğinde demokrasi ile gidecekleri zaman buna direnmek isteyenlerin kalkıştıkları bir darbe türüdür. Maalesef Türkiye’de de böyle bir darbeye, darbe girişimine tanıklık etmiş durumdayız. Her zaman tankla, tüfekle olmaz ama zihniyet aynı zihniyettir. Milletin kararına saygısızlık… ‘Sen bilemezsin, benim dediğim yönetecek. Senin dediğin değil, benim dediğim yönetecek.’ Bu yaşadığımız darbe, daha önce yaşanan darbe girişimlerinden farklı olarak vatandaşın bir sonraki tercihine yapılmış darbedir. Kendi rakibine yapılmış darbedir. Üç kere yarışıp da yenemediğine, ilçeyi de sayarsak dörttür bileğini bükemediğine, bükemediği bileği kırmak üzerine yapılmış bir darbedir, darbe girişimidir. Ekrem İmamoğlu’nun önünü kesmek için yapıldığı konusunda tam bir mutabakat var. Anketler bu konuda yüzde 70’in üzerinde rakamları gösteriyor. Bu muhalefet bloğunun, bugün muhalefette olan partilerin toplamının çok üzerinde. Maalesef TRT’nin yanlı ve yaygın yayınlarına rağmen, dünya kadar yandaş kanalın, maalesef merkez medyanın iktidar zoruyla yanlı ve etkileyici yayınlarına rağmen millet bunun Ekrem İmamoğlu’nun önünün kesilmek için yapıldığına yüzde 70’in üzerinde bir oranda inanıyor. İftiralara da itibar etmiyor. Bu darbe Erdoğan’ın yarışmaktan korktuğu, Türkiye’nin bir sonraki Cumhurbaşkanı’na, kendisinin rakibine yaptığı bir darbedir. Selefi örgütler, yapılar ki sandıktan, demokrasiden nefret ederler; eşitlikten nefret ederler, kadın ve erkek eşitliğinden nefret ederler, herkesin oy hakkı olmasından nefret ederler, demokratik kurallardan nefret ederler. Selefi bir rejim hevesine evrilmiş olanların halefine yaptığı darbedir. Selefin halefe yaptığı darbe girişimidir.”
“BAŞARISIZ DARBENİN DEŞİFRE OLAN LİSTESİNDEN KARAİSMAİLOĞLU ÇIKMIŞTIR”
“An itibariyle de bu darbe başarısızlığa uğramış olsa da darbe mekaniği öncesinde olduğu gibi şu anda devam etmektedir. Maalesef ülke geçmiş seçimde şimdi işlevsizleştirmeye çalıştıkları sandıktan çıkmış birilerinin o seçimle değil ama bu yaptıklarıyla meşruiyetlerini kaybettikleri için bir cunta tarafından yönetilmektedir. Cuntanın serpintileri kurumlardadır. Biri RTÜK‘ten camdan dışarıya, demokrasiyi ateş etmektedir. Öbürü, Bilgi Teknolojileri Kurumu’ndan kıtalararası demokrasiye füze atmaya çalışmaktadır. Bütün amaç, halkın doğru bilgiye erişimini engellemektir. Gazetecileri tutan götüren de televizyonların kanallarını karartan da parmağını oynatanı hemen soruşturmayla alıp içeride tutan da aynı darbe mekaniğinin işlediğini gösteren hepimizin birlikte yaşadığı gerçekliklerdir. Bu darbe başarısız olmuştur. Çünkü daha sonradan ele geçirildiği gibi, geçmiş bazı başarısız darbeler de olduğu gibi, darbenin başarılı olması durumunda kime ne vazife verileceğini ilişkin listeler de deşifre olmuştur. Örneğin Adil Karaismailoğlu vakası, yapısı, organizması darbe başarılı olsa İBB başkanlığına getirilecek olan isimdir. O yüzden o kadar hırçın, o kadar saldırgan ve o kadar çirkinleşebilmekte, milli iradeyi böyle doğrudan hedef alabilmekte, suçsuz, günahsız insanlara iftiraları köpürtmek için çırpınmaktadır. Darbenin üst kademe listesi başarılı olsa neler yapacağı bellidir. Darbe yargıdaki aparatı eliyle kimleri hedef aldıysa o listeyi alıp içeri koymuştur.”
“TAYYİP BEY’İN KAYYIM ÇABALARI HEM SANDIKTA HEM SOKAKTA GERİ PÜSKÜRTÜLMÜŞTÜR”
“Ancak 19 Mart’tan sonra o akşam Saraçhane’de başlayan, bir hafta süren gece eylemleri, 1,2 milyon kişiye varan gece mitingleri, Ekrem İmamoğlu’nun sandıkta oylanacağı ve 1 milyon 750 bin CHP’linin davetli olup, yüzde 96’yla katılım gösterdikleri o sandığa davet edilmiş parti üyesi olmayan 14 milyonun üzerinde insanın koşması ve toplam 15,5 milyon oyla Ekrem İmamoğlu‘nun Cumhurbaşkanı adayı seçilmesi Türkiye’nin değil, dünyanın gündemine oturmuştur. O darbe girişimi Saraçhane‘deki gece mitingleri ve 23’ünde yapılan seçimle birlikte 15,5 milyon kişinin sokağa çıkmasıyla; sokakta, meydanda, okullarda, partilerin önünde oluşturdukları o inanılmaz kalabalıkla darbe bastırılmıştır. Adil Bey’in oyla alamadıkları İBB’ye kayyım olarak gitme hayalleri, Tayyip Bey’in yıllardır yönetip de milletin ‘Yeter artık. Artık israf edenler değil, hizmet edenler gelsin. Yeter artık. Biraz da benim sesim duyulsun’ dediği ve bütün hazımsızlığına rağmen ilk kaptırdığında YSK‘dan seçimi iptal ettirdiği, 806 bin fark yediği, bu sefer 1 milyonun üzerinde fark yediği İstanbul’u başka gayretlerle, kayyım eliyle ele geçirme çabalarını milletimiz hem sokakta, hem sandıkta geri püskürtmüştür.”
“DARBENİN MAĞDURLARI HAPİSTE, FAİLLERİ CUNTA OLARAK YÖNETİMDEDİR”
“Devamında bu adaylığın millete ilanı için iki gün içinde karar vererek yaptığımız çağrıyla Maltepe mitingi yapılamasın diye, İstanbul boşalsın diye iki gün hafta içinde gelen bayram tatili dokuz güne çıkarılmış, ‘İstanbul boşalıyor’ psikolojisi her yere yayılmış, ama Maltepe tarihinin en kalabalık mitingi de o meydanda yapılmıştır. İşte bu yüzden artık bu darbe, bir başarısız darbe girişimidir. Sonuçları bakımından ancak mağdurları hapiste, failler maalesef bir cunta olarak gayri meşru bir şekilde yönetimdedir. Genel Başkan olduğum günden itibaren kullandığım özenli dille, 31 Mart seçimlerinde kazandığımız büyük başarıya rağmen TRT’ye bile sadece ekranlarında birinci parti olmanın sürprizini yaparak, rakipleri üzecek sevinç gösterilerini dahi yasaklayarak, havai fişek attırmayacak, kornalara bastırmayarak, kimsenin uykusundan ettirmeyerek ve devamında da ‘mertçe rekabet ama elbette nezaket’ diye ilerledik. Süreçte maalesef yıllarca şehit cenazesinde muhalefet liderlerinin elini sıkmayan, şehit cenazesinde bir eli tabutta, bir elinde mikrofon siyaset yapan ve siyasette gerginliği marifete çeviren, bugün en iyi ilişki içinde olduğu Sayın Bahçeli’ye etmediği hakaret kalmayan, tazminat davaları havada uçuşan birine yine sorumlulukla ve nezaketle yaklaşmış ama sonunda ‘Bu süreç CHP’ye yarıyor, normalleşme CHP’ye yarıyor. Nasırlarına basmalısın…’ Bu arada dört teğmen bile bu kutuplaştırıcı iklime kendisi tarafından kurban edilmiştir. Ben bir Cumhurbaşkanı’na ne söylenebileceğini, ama bir cunta başkanının neden anlayacağını çok iyi bilen birisiyim. Maalesef bu süreçte muhatabım bir Cumhurbaşkanı değil, bir cunta başkanıdır. Cunta başkanları demokrasiden anlamaz. Cunta başkanları sözden anlamaz. Cunta başkanları milletin iradesini sakatlamaya heveslenmiş, demokrasiden nasibini almamışlardır. Demokrasi ile gelip diktatör olmaya çalışanların bütün emareleri aynen ve fazlasıyla bünyede bulunmaktadır.”
“GÜRLEK’İN İLK GÜNDEN BERİ YAPTIKLARI, BUGÜNÜ SUSTURMAK İÇİNDİ”
“Şimdi geldik bu işin bir başka noktasına ve bugünün en önemli konusuna… Ekrem Başkan’ı yolsuzlukla, terörle itham ettiler. Biz bu oyunu gördük. Yani aslında meseleyi çorap söküğü gibi başından çözdük. Sizinle de bugün geriye doğru baktığımızda Sayın basın mensupları, ben de görüyorum, siz de görüyorsunuz. Ben de yaşadım, siz de yaşadınız. Her şey herkesin gözünün önünde oldu. Temmuz ayında milletin Cumhuriyet Halk Partisi’ne teveccühü yerel seçim oyunun, ki o oyunun önemli bir kısmının emanet olduğu, o oyun önemli bir kısmının kredi olduğu, bizi izlediğini bildiğimiz halde temmuz ayında kimi anketlerde yerel seçim oyunun da üstünde oy alan, AKP ile farkı açan CHP’de ‘Bunu boz’ dediklerinde teğmenlerle ilgili ilk adımı atmalar, İzmir’de yaşanan bir olay üzerinden dünya kadar linç kampanyaları yürütmeler, ardından temmuzda ‘Bunları biraz mali yönden sıkıştırın’ deyip adını sonradan, ekimde ‘silkeleme’ koymalar... Bir siyasiyi özel görevle, o gün dedim görevlendirildiği gün, ‘Sana İstanbul’da ihtiyacım var Akın’ lafı. Atmosferde bir yerde asılı duruyor. O teknoloji geldiğinde o cümleyi Erdoğan’ın sesinden dinleteceğiz size. Ve o Akın, 9 Ekim’de gittiğinden beri 29 Ekim’i 30 Ekim’e bağlayan gece Esenyurt operasyonuyla başlayan süreci teker teker biliyorsunuz. Ama Ayşe Barım niye alınmış, onu da görüyorsunuz. 12 sene sonra Gezi’ye niye gidilmiş, onu da görüyorsunuz. Gazeteciler niye alınmış olmadık şeylerden, hepsini görüyorsunuz. Gazetecileri, aydınları, sanatçıları bastırmanın ‘Bir gün bir şey yapacağız. Tweet atacak kimsede cesaret kalmasın, sokağa çıkacak kimse olmasın…’ 12 yıl sonra bile Gezi olaylarından hesap soruluyor. Ne işi var? Olmuş, bitmiş, 12 yıl geçmiş. Akın Gürlek geri gitmiş, TRT’de Gezi’nin kaydını alacak, o kayda bakıp vatandaş cezalandıracak. Bugüne korku salmak için, o güne hesap sormak için değil. O günden beş arkadaşımız hepimiz adına haksız yere yatıyor zaten. Üçü erkek, ikisi kadın. Silivri ve Bakırköy’de. O günün hesabı. Haksız, hukuksuz, üç kere beraat etmelerine rağmen yatıyorlar zaten. Bugüne cesaret kırmak için yaptılar bunu. O yüzden bunları gördük.”
“FİRMALARIN YEDİĞİ EKMEKLE YALANCI TANIK PAZARLIĞI YAPILIYOR”
“Şimdi buradan bir yeni büyük meseleyi kayda geçirmek üzere karşınızdayım. Elbette 15 gün boyunca, mesela son üç ay MASAK raporu konuştuk, raporun 10’unda yazıldığı, 17’sinde teslim edildiği… Yani savcının daha MASAK’tan raporu 3 Mart’ta istediği, 10 Mart‘ta görevlendirme olduğu, 17 Mart’tan raporun bittiği, tutuklamadan iki gün önce savcının eline geçtiği ortada. Aralık, ocak, şubat MASAK konuşturmuşlardı, hatırlayın. Şimdi ise öyle bir yakalandılar ki... Biraz önce söyledim, ‘Birlikte yaşadık her şeyi’ diye. O adımlarını sıklaştırdı, biz sıklaştırdık. O sıklaştırdı, biz sıklaştırdık. Onun hedefi, Ekrem İmamoğlu’ydu. Biz de Ekrem İmamoğlu’nun arkasında bütün örgüt olarak duracaktık. Ama bütün Türkiye geçti arkasına. Ama onun attığı her adım bizim attığımız adımlarla yarışırken, ön seçim gününden dört gün önce dört günlük gözaltı süresiyle, ön seçim günü İtalyan mafyasının infazı gibi adayı özgürlüğünden aldı, hapse koydu adamlar. Meselenin kendisinin hukuki olmadığı zaten buradan belli. Ön seçim aday adaylık başvurusunu yaptığı gün, diplomanın iptali için başvuru yapılır mı yahu? Bildiğin İtalyan mafyası. Adaylık için ne lazım? Diploma. ‘Adaylığa mı başvuruyorsun, iptal ediyorum diplomayı.’ Operasyonun yapılmasından bir gece önce, iftar vakti diploma iptal etti adamlar. ‘Okul etmiyor’ diye üniversitenin yönetim kuruluna ettirdiler. Şimdi o kadar aceleye gelmiş ki MASAK raporu bomboş, gördünüz. İddiamız ve talebimiz: TRT’den canlı yayın. Bütün yargılama, bütün sorular, bütün cevaplar. Ekrem Başkan’ı tutuksuz yargılayın, tutuklu da olsa talebimiz değişmiyor. Tutuklu - tutuksuz olsun ama Ekrem Başkan’a soruları sorun, cevapları millet duysun. Bu noktadayız ya, dökülüyorlar ya. Her şey üç ağaç isimli odunun verdiği ifadelere dayanıyor ya. Gizli tanıklara; Meşelere, Çınarlara. Şimdi orası tıs, hiçbir şey yok. Bir de o iftirayı atanın 55 tane suçu çıkmış, paçasından yolsuzluk akıyor. Öbür tarafı kadın tacizi… Bazı gerçek tanıklar var. Onlar da zaten suç deposu. Her pisliğin içine karışmışlar. Şimdi yetmez, yalancı tanıklık teklif ediliyor ve ona zorlanıyor. Kime biliyor musunuz? Eskiden bir süre sözleşmesi devam ederken, İBB ile çalışmış olup, sonradan çalışmayan ve şu anda TRT’den, bakanlıklardan, Anadolu Ajansı gibi kurumlarla çalışan firmalara… ‘Geçmişe yönelik şöyle bir beyan verin.’ ‘Olmadı’ diyor, ‘Bu beyanı vermen lazım. Bak, buradan ekmek yiyorsun.’ Burada yediği ekmekle yalancı tanık pazarlığı yapıyor. ‘Bak buradan ihale alıyorsun sen, oradaki ihaleyle ilgili bunları niye konuşmuyorsun?’ ‘Başıma gelmedi, varsa da ben bilmiyorum.’ ‘Bak bildiğini söylemiyorsan başın derde girer.’ Oradan tehdit ediyor. ‘Bilmiyorum’ diyor, ‘Yaşamadım’ diyor. Telefonla, o telefonların her bir tanesi de duruyor. Yüz yüze. ‘Olmuştur bir şeyler, iyi düşün. Bak nasıl anlattı bana filanca’ deyip, okuyor ‘Böyle, böyle…’ ‘Sen de hatırlamıyor musun bunları?’ diyor. ‘Böyle bir beyan verirsen çok rahat edersin’ diyor. Bu yalancı tanık meselesi şu anda birileri tarafından büyük bir suça zorlama olarak, maalesef bir kısmı Çağlayan Adliyesi’nde, bir kısmı hakim evlerinde, bir kısmı direkt yanlarına birilerini yollayarak yalancı tanıklığa zorlanan insanlar var. Bu insanlar sıkışmış durumdalar. Bir yandan tehdit ediliyorlar aldıkları ihalelerle, yaptıkları işlerle. Ama bir yandan da yalancı şahitlik yapmanın vicdani, ahlaki, dini... Kimi öyle demiş. ‘Hiçbir şey olmasa dinen günah’ demiş. ‘Nasıl bilmediğimi söyleyeceğim?’ demiş.”
“FETÖ SAVCILARI FİRARDA, GİZLİ TANIKLAR CEZAEVİNDE”
“Bununla mücadele eden, bugüne kadar böyle ifade vermeyenlere güçlü olmalarını, haklılık zeminini kaybetmeyip suça bulaşmamalarını özellikle telkin ediyorum. Şunu hatırlatıyorum: Ergenekon, Balyoz sürecinde ‘Ben bu davanın savcısıyım, Baykal da darbecilerin avukatı’ diyordu Erdoğan. Onların darbeci olmadığı, esas o davayı yürüten FETÖ’cülerin darbeci olduğu çıktı. Erdoğan’ın o zaman zırhlı Mercedes verdiği Zekeriya Öz, fare gibi sınırdan kaçtı. Erdoğan da döndü, ‘Rabbim ve milletim beni affetsin, aldatıldım’ dedi. ‘FETÖ’cüler beni kandırmış’ dedi. Erdoğan oturmaya devam ediyor, Zekeriya Öz firarda. Bakın yalancı tanıklara ne olmuş o günkü? Bakın, öyle bir şey ki... Anneannem rahmetli derdi, ‘Oğlum birileri kaçar, kendini kurtarır. Sen yanarsın’ diye. Tam bak anneannemden size vasiyet. Oğlum, evladım, kızım, kaçar kurtarır birileri kendini. Öbürü geçer, çeker kendini bir yere. Siz yanarsınız. Bakın Zekeriya Öz, savcı; Fırat Seçen, savcı; Sedat Sami Haşıloğlu, savcı; Hadi Çağdır. Bunların hepsi firarda. FETÖ örgütü bakıyor bunlara. Bir eli yağda, bir eli balda. Erdoğan da sarayda. Bayram Bozkurt, gizli tanık. Adı; Efe. Hatırlarsınız, Ergenekon’un meşhur Efe’si. Suç türü; yalancı tanıklık, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve silahlı terör örgütüne üyelik. 15 yıl 2 ay 15 gün. Hapiste. Serkan Zirek, gizli tanık. Tanık adı; Munzur. Suç; yalancı tanıklık. Ceza; 8 yıl 10 ay 20 gün. Yatıyor bunlar. Gizli tanık; Ahmet Koç. Yalancı tanıklıktan 8 yıl 10 ay 20 gün. Ahmet Demir, okul müdürü. Müşteki. İftira ve yalancı tanıklık suretiyle hürriyetinden yoksun bırakma suçundan 8 yıl 9 ay. Tanıklığı nerede yapmış, sonradan nerede yargılanmış detaylı var. Arkadaşlarımız basına, detay çalışmak isteyenlere verebilirler. Eski Emniyet Müdürü Mehmet Fecri Yıldız. İftira suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, yalancı tanıklık, örgüt üyeliği. 21 yıl 10 ay 15 gün. Bunlar yatıyor. Savcılar kaçıyor. ‘Ben savcıyım’ diyen hayatını yaşıyor. Olan yalancı tanığa oluyor. Kaçamazsın adaletten; bugün kaçarsın, yarın kaçarsın, öbür gün yakalanırsın. Bunu bir kez daha hem savcılara… Kaçacak bir geçmişiniz olmasın. Çünkü bir adama yalancı tanıklık yaptırıyorsan, demokrasi gelince mecbur kaçacaksın. Yoksa yakalacağız, hapiste yatacaksın. Normal görevini yapmadığından kaçmış bu adamlar. Yoksa bir savcı niye kaçsın? Bugünkü savcılardan, başsavcılıktan gelir yalancı tanık. ‘Şunu yollayacağım, ifadesini al.’ Kapat kapıyı sor: ‘Bu olayları yaşadın mı, sana birileri böyle dedi mi, işinle tehdit etti mi? Bak bu yarın çıkar’ de. Gerçekten tanık ifadesi alana kim ne diyecek? Buyurun mahkemeler orada, bina orada. Bir tanıklığı olan gitsin anlatsın. Ama yalancı tanık yaratarak boş dosyayı doldurmaya çalışıyorsunuz. Asla ve asla bunu başaramayacaksınız.”
“DAHA MASAK RAPORU ÇIKMADAN KÜÇÜK ORTAK TUTUKLAMAYI BİLİYOR”
“Sinan Burhan, tarih 11 Mart... 19 Mart darbesinden sekiz gün önce bir televizyonda konuk gazeteci. Canlı yayında ‘Aha gecenin manşeti geldi.’ ‘Ne oldu?’ ‘Efendim kaynağımı açıklamamı istemeyin ama Ekrem İmamoğlu bayramdan önce tutuklanacak.’ Olacakları sayıyor orada. ‘Kaynağından emin misin?’ diyor karşısında bir gazeteci meslektaşınız var. ‘Eminim’ diyor, ‘Bir siyasetçi’ diyor. Sonradan ortaya çıkıyor, biliyoruz ki Cumhur İttifakına mensup partilerden birinin Genel Başkan Yardımcısı. Ondan sonra ‘Bu millet bize niye inanmadı?’ toplantıları yapıyorlar. Şöyle diyorlarmış: ‘Diplomaya hiç girmeyecektik’ diyenler bir önemli grup. ‘Hepsinden birden üstüne gitmeyecektik, sırf yolsuzluğu konuşacaktık.’ Yahu 11 Mart… MASAK raporunun talep edildiği, görevlendirme yapıldığı gün; 10 Mart. Teslim edildiği gün; 17 Mart. Daha MASAK raporu çıkmamış, küçük ortaktan Genel Başkan Yardımcısı biliyor ki tutuklanacak. Bayramdan önce Sinan Burhan’a mesaj atıyor. Sinan Bey açsın, göstersin. Ben kimden geldiğini biliyorum. Sinan Bey desin ki, ‘Hayır, o ondan gelmemişti’ desin. Haydi, aralarındaki SMS trafiğini, WhatsApp trafiğini inkâr etsinler. Tamam diyeceksiniz ki ‘Özgür Bey, Sayın Başkan zaten bu lafı hep söylüyor.’ Adama bir siyasetçi mesaj attı. Dediği gün de tutuklattı. Ondan sonra ‘Bu millet bize niye inanmıyor?’ İnanır mı bu millet size? Mümkün mü? Bir de HSK diye bir kurum yok mu? Bu kurumun bir müfettişi filan yok mu? Bir mürakıbı yok mu? Bir görevlendirme yok mu? Bu Sinan Burhan’a sormayacak mı? Dönüp de hâkime demeyecek mi, ‘Yahu kardeşim MASAK raporu gelmeden bu bilgi buraya, buradan buraya nasıl oluyor bu işler?’ O telefon kayıtlarına bakılmayacak mı? Mesela beni çağırsınlar, sorsunlar ben söyleyeyim kim olduğunu. O da baksın. Bu mesajlaşmalara filan. Zaten inkâr etmezler de.”
“GENÇLERE MUSSOLİNİ GİBİ ÖN İNFAZ YAPIYORLAR”
“Dün ülkemizde bu kötülüğü yapanlara karşı milletin gücünü göstermek için gençlerin çağrısına uyarak bir günlük tüketim boykotuna biz de destek verdik. Gençlerin de bizim de amacımız demokratik bir tepkiyi yükseltmek ve hayatın içinde herkesin katkı verebileceği bir şekilde bu yaşanan olaylara tepki göstermek. Çünkü 301 arkadaşları içeride. Suçları ne? Toplantı, gösteri, yürüyüş kanununa muhalefet. Eyvallah. Diyelim ki suçlular. Bence hiç de suçlu değiller de diyelim ki suçlular. Bir gün yatarı yok cezanın, bir gün. Hiçbirinin sabıkası yok, suçta tekrarı yok, ısrar yok, ertelenmiş ceza yok. Bir gün yatmayacaklar. Yattıkları her gün, bayramda ailelerinden ayrı geçirdikleri her gün haram zıkkım olsun. Bu çocuklara yatmamaları gereken cezayı yatırıyorsunuz, Mussolini gibi ön infaz: ‘Önceden yapalım, yargılama arkadan gelsin.’ En üstten ceza verseniz bir gün yatmayacak çocuğu bayramda kardeşinden, annesinden, babasından ayrı bıraktınız. 18 yaşında çocukları, 19 yaşında gençleri.”
“BOYKOTU TÜM TÜRKİYE SİZİN SAYENİZDE DUYDU”
“Dün bir anda ‘Gençlerin boykot kararına biz de destek veriyoruz’ deyince büyük bir panik. Sokaklara çıkmayanlar bir fotoğrafçı, bir kameraman, bir dükkân alışverişe çıktılar, hepsi açıklama işine girdiler. Oh içime değsin. Boykotu herkese duyurttum ya size. Nasıl çıktı o boykot? Sen niye gittin oraya Bakan? Niye gittin? Seni oraya kim götürdü biliyor musun? Aslan gibi o gençler götürdü, 301 arkadaşına sahip çıkmak için. Aslan gibi gençler. Onlar yaptı, ben de destekledim, aldın eline sepeti gittin oraya iletişim kampanyası yapmaya. Bütün Türkiye sayenizde duydu. Şimdi haftaya Çarşamba gençler ‘devam’ derse… Boykotun bilinirliğinde hiç sorun yok. Allah razı olsun, bu iletişim fukaraları, bu taktik fukaraları… Çünkü her şeyi bir kişi söylüyor bunlar yapıyor ya. Kerrat cetveli bile talimata tabi. ‘İki kere iki; beş.’ Eyvallah. Bunu kabul edecek zihniyet boykotu bilmeyene bildirdi, duymayana duyurdu. Çok mutluyuz. İki, çıkmışlar ‘Efendim kredi kartlarında pek bir düşüş yokmuş.’ Biz de alıyoruz aynı verileri. ‘Özel bankalarda yüzde 11 düştü’ diyen var ‘9’ diyen var, ‘16’ diyen var. Ama neyle karşılaştırıyor? Birden bak bakalım. Beş günlük bütün dükkânlar kapalı olduktan sonra açılan ilk gün ne kredi kartı kullanılıyormuş ve bugün de kullanılmış? Mart ortalamalarının biraz altında. Sen bayram bitişlerinin kaç altında, ona bak. Bütün Türkiye gördü bomboş AVM’leri, sen kimi kandırıyorsun? Sen kimi kandırıyorsun? Çocuklar doğru günde değil, beşinci günün ertesi günde… Çok merak ediyorsan senin seçtiğin bir günde de yaparlar.”
“BİZİ GÖRMEYENLERE BOYKOT SÜRÜYOR”
“Ama bu boykot meselesinde şunu söyleyeyim. Bir günlüktü. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizi yayınlamayan ve gençleri Saraçhane’de görmeyenleri bir genel boykotla değil, özel bir boykot listesiyle ve boykotyap.org adresinden izleyebilirsiniz. İki de bir kapatıyorlar, yenisini açtırıyoruz. Oradakileri sürekli boykot ediyoruz. Gençlerinkine dün destek verdik, gençlerinki dünküydü. Hala boykot var diye her markayı, herkesi falan boykot etmek gibi bir şey yok. O dündü, oldu, bitti. Bugünden itibaren mesela şu anda İstanbul’da 1,2 milyon kişiyi görmeyen, Maltepe’yi görmeyen NTV diye bir kanal var. Parayı bizden kazanıyor yüzde 75. Doğuş Grubu. Bunun Günaydın restoranına gitmiyoruz, Nusret lokantasına gidilmiyor, Doğuş Oto’dan araba satın alınmıyor. ‘Mevcut arabanı sat, kullanma’ demiyoruz. Ama Skoda, Volkswagen, Audi gibi araçların yenisini almıyoruz. İlk başta bizim belediyeler... Bizim belediyelerde hemen hepsinde araçların tamamı bu araçlardan neredeyse. Bundan sonra bizi görmeyeni biz de görmeyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi üyesi Skoda’ya Volkswagen‘e, Audi‘ye binmeyecek. Mektup da yazacağım. Çok güçlü bir sendikası var Volkswagen’in. Mektup da yazacağım, gerekirse ziyarete de gideceğim. ‘Türkiye’deki distribütörünüz böyle adamlardır’ diyeceğim. ‘Siz çok demokratik yönetilen bir yersiniz, yönetiminizde işçileriniz var, bunlar basın özgürlüğüne bu kadar aykırı iş yapıyorlar’ diyeceğim. ‘Değiştir distribütörü’ diyeceğim. İki elim yakalarında. O lokanta… Bu lokantaların hali vakti yerinde olup, bu lokantalara gidip yemek yiyecek durumda olup, bu lokantaların önünden geçen girip yemek yemesin ama içeri girip tip box’a tip bırakabilirsiniz. Çünkü o çalışanlar için bir dayanışma. Bunu yaparsanız çok mutlu oluruz. Boykot yapılan firmalarda çalışanlara bahşiş bırakmak serbest, patrona hesap ödemek yasak. Bu dayanışmayı gösterelim. Aman ha aman, provokasyon oluyor bilmem ne ama asla orada çalışan bir kişiye, örneğin NTV’nin muhabiri ve dünyanın en iyi gazetecileri, en tertemiz insanları, kameramanları. Onlara erişmek yok. A Haber’e de yok, ATV‘ye de yok, TRT’ye de yok. Boykot başka bir şey, oradaki emekçinin ekmek kavgası başka bir şey. Bunu da bir kez daha hatırlatmış olayım.”
“DARBE GİRİŞİMİNİN TÜRKİYE’YE YAŞATTIKLARI…”
“Maalesef bu Mehmet Şimşek hepimizi bütün dünyaya rezil etti. Çünkü bunu ekonomist biliyorlardı, bu kalpazan çıktı. Nasıl kalpazan? Sahte evrak düzenleyene kalpazan deniyor, sahte para basana kalpazan deniyor. MASAK raporunu Aralık, Ocak, Şubat konuşmuşlar; Mart ayında söylemişler, 10 - 17 Mart arası mümkün olduğu kadar imza attıracak bir uzman da bulamamış, uzman yardımcısı da. Sorumlusu; Mehmet Şimşek. Mehmet Şimşek, bütün dünyada ekonomi çevrelerinde hızla itibar kaybeden Mehmet Şimşek, artık bir siyasi darbeye alet olmak için kendine emanet bağımsız, tarafsız kuruluşları alet eden, ettiren ya da yönetim hiyerarşisinde kendine bağlı kurumu tutamayan, o kuruma dışarıdan emir aldıran, kanunsuz emir aldıran beceriksiz ve kötü niyetli bir yöneticidir. O yüzden bu Mehmet Şimşek’in bütün dünya gerçek yüzünü görecek. Ama burada başka bir şey var. Cuntanın bir parçasıdır, cuntanın mali ayağıdır Mehmet Şimşek. Ama bakın yaptıkları ne sonuçta doğuruyor? Ben geçen ay Avrupa Parlamentosundaydım. Gittim konuşmalar yaptım. Dedim ki, ‘Türkiye güçlü bir ülke, güçlü bir ordusu var. Türkiye’yi dışlamayın, Putin’e, Trump’a doğru ittirmeyin. Demokratik zemine davet edip kapsayın. Türkiye NATO’nun ikinci büyük ordusu. Trump Avrupa’yı tehdit ediyor. Güvenlik tehditlerine karşı Türkiye ile güçlü ve tam üye bir Türkiye’yle bütün sorunları aşarsınız. Ama sakın itmeyin.’ Hatta dedim ki, ‘Hakan Fidan’ın Londra’ya davet edilmemesi yanlıştı, Suriye üçlü - beşli görüşmesinde. Fransa’ya davet edildi, çok doğru yaptınız. Yarın Erdoğan’la online görüşme yapacaksınız, o da doğrudur. Onu demokratik zemine davet edin, o demokratik zeminde al-ver ilişkisi, pazarlık değil, tam üyelik üzerinden, hedefi üzerinden doğru bir işbirliği yapın’ dedim. Ben bunları söyledim, geldim. Videosu var, kaydı var, televizyonlarda ve gazetelerde. İnanmayan gazetelere ham videoyu yollayacağım. Hatta yollayalım bütün arkadaşlara yollayalım ham videosunu, izlesinler. Bak ne yaptınız? ‘Avrupa Parlamentosu 28 Nisan’da İstanbul’da gerçekleştirilmesi gereken Akdeniz Birliği Parlamento Asamblesi Ekonomik Komitesi’nin katılımını iptal etmeye karar verdi.’ Bu ne biliyor musun? Bu sadece solcular falan değil, Hristiyan demokratlar, yeşiller, bütün ülkelerdeki bütün partiler. Avrupa Birliği’ne dâhil olan bütün ülkelerdeki bütün partilerin milletvekillerinden oluşuyor. Ekonomik komitesi toplantısı yapacaktı. Akdeniz Birliği Parlamento Asamblesi Türkiye’de yapılacaktı, iptal ettiler. Devamı: ‘Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos, Avrupa Parlamentosu Genel Kurul oturumunda, Antalya Diplomasi Formuna katılımını ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la görüşmesini iptal ettiğini açıkladı.’ Üçüncüsü, ‘14-15 Nisan’da Ankara’da yapılması planlanan Avrupa Parlamentosu’nun AB Türkiye Karma Parlamento Komite toplantısında iptal edildi.’ Bakın, bu darbe girişiminin Türkiye’ye yaşattıkları.”
“ENİNDE SONUNDA MAHKEME-İ KÜBRA VAR”
“Ben ne diyorum? Burada ana muhalefet lideriyim, yurtdışında Türkiye’nin partisinin Genel Başkanıyım. Ben Kıbrıs meselesinde, Azerbaycan ve Filistin‘i savunurken, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliğini savunurken, 77 ülkeden 89 parti imza attı. ‘Tam üyeliğe destek vereceğiz’ diye Sosyalist Enternasyonal’deki partiler. Avrupa çatı partisi bunların, Avrupa Sosyalist Partisi’nden kararlar çıkarttırmışken, yaptığımıza bakın. Al işte Mehmet Şimşek, yapıştır alnına, gez bu kâğıtla bütün dünyayı. Al eline o MASAK raporunu, o MASAK raporundan gemi yap, gemicik yap, ithalat yap, ihracat yap onunla. MASAK raporundan kargo uçağı yap, mal yollayalım yurtdışına. Bu kadar vatan haini olmaz. Bak bu yaptıklarınız vatan hainliği sizin. Her yer herkesten bir vatan haini çıkarıyorsunuz ya, bu yaptığınız bu ülkeye ihanet işte. İğneyle kazıyoruz kuyuyu, kürekle kapatıyorsunuz. İğneyle kazıyoruz kürekle kapatıyorsunuz. Ben şu Avrupa Parlamentosu'ndan Türkiye’nin tam üyelik imzalarının toplayana kadar neler çekiyorum o ülkelerden. Türkiye’nin gelecek umudunu. Gidiyorlar yaptıkları işler yüzünden Türkiye’de yapılacak toplantı iptali. Öyle iki, üç tane son parti değil, bütün Avrupa Birliği. Beceriksiz, yeteneksiz kötü niyetli adamlarsınız. Bir Ekrem İmamoğlu korkusuna memlekete yaşattıklarınıza bakın. İki elim yakanızda. Daha sen yalancı şahit ara. Sen esas, bir gün bunlar eninde sonunda bir başka mahkeme kurulacak, orada sorulacak. Ne diyeceksin sen Allah katında? ‘Bir dönem daha yapmak istedim, olmadı, o çocuk çok şeydi.’ Günah defterinden satır satır okuyacaklar bunları. İftira attı. Onun anası var, babası var kaç yaşında. Çocukları var, evlatları var. İnsan yüzüne bakıyor. ‘Hırsız diye yalan attım ona, ona yolsuz dedim.’ Olmadığı halde. ‘Yalancı şahit buldurdum Akın’a.’ Nasıl vereceksiniz hesabını bunun? Nasıl vereceksiniz? Eminde sonunda Mahkeme-i Kübra var ne yapacaksın?”
“DÜNYA TARİHİNİN EN BÜYÜK SİYASİ GÜVENSİZLİK OYUNU GÖRECEĞİZ”
“Diğer taraftan, büyük bir dayanışma ile imzalar toplanıyor. Bugün maalesef Trabzon’da imza çadırındaki, bayramdaki üç günde 5 milyon imza toplandı. Ekrem İmamoğlu’na özgürlük ve erken seçim sandığı için hazımsızlık. Bütün Trabzon’u asla etkilemez. Ben gittim Trabzon’a. İlk günde Maçka’ya gittiğimde de, yani Trabzon’un adını kirletmekten başka bir şey değil yapılan iş. Bir eli bıçaklı, gitmiş saldırmış. Yaralımız var. Yakından sağlık durumunu takip ediyoruz. Ama bu bizi yıldıramaz. İmza kampanyası 23 Nisan, 23 Nisan. 19 Mayıs, 19 Mayıs. Ne zaman seçmen sayısının yarısından bir fazlasına geçerse, bütün milletimizin gözü önünde o imzalar gelecek. O sandıktan kaçamayacaksınız. Bütün dünya, dünya siyasi tarihinin en büyük güvensizlik oyunu görecek. Şu Meclis’ten korktunuz, 550’ydi, 600 yaptınız, güvenoyunu kaldırdınız. 301 milletvekili hükümet düşüremesin diye. Milletin kendisinden, yarısından bir fazlası nasıl düşürüyor o hükümeti göreceksiniz. O sandık bu milletin önüne gelecek. Öyle ya da böyle bu sene bu milletin önüne bir sandık koyacağız. Milletin terazisine hep beraber çıkacağız. Buradan Erdoğan’a söylüyorum. Bu hallere düşmeden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sesleniyorum. Cunta başkanı Erdoğan, hak ettiklerini duydu. Beterini duymaya devam edecek. Bütün dünya duymaya devam edecek. Bu benim eserim değil ki bu senin eserin. Avrupa’nın iptal ettiği toplantılar.”
“SENDEN SONRAKİ CUMHURBAŞKANI, EKREM İMAMOĞLU’DUR”
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sesleniyorum. Eğer Cumhurbaşkanı’ysan, gücünü milletten alıyorsan, hala sandıkla bir bağın kaldıysa ve kendine güveniyorsan, mertsen, yiğitsen koy sandığı önümüze. Adayımız orada. Varsan, sal adayı. Yapın erken seçimi. Yok, adaydan korkuyorsun, ‘aday orada yatsın.’ Getir sandığı, millet adayı nasıl çıkarıyor o hapisten görürsün. Nasıl sen hapsettiğin gün 15,5 milyon gidip de hepinizin dudağını uçuklattıysa, hapiste de tutsan, serbest de bıraksan, senden sonraki Cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu’dur. Bundan kaçamayacaksın. Şimdi gel, Cumhurbaşkanı olarak gücünü aldığın Anayasa’ya, gücünü aldığın sandığa ihanet etme. Gel koy sandığı, gününü konuşalım. ‘Kasım’ dersen kasımda. ‘Eylül’ dersen eylülde. Keşke desen ki ‘Bu Mayıs’ın 31’inde. 30’unda.’ Keşke en yakın zamanda. Koyalım sandığı, hakem millettir. Milletin dediği olur. Eğer, koyalım sandığı mayısın sonunda, haziranın başında, millet seni seçerse buradan çıkacağım, söz. Diyeceğim ki ‘Benim de Cumhurbaşkanı’mdır. Milletin iradesine saygım sonsuzdur. Beş yıl boyunca o oradadır. Ben de seçimi kaybettim. Dönüyorum evime. Gideceğim.’ Var mı cesaret? Hodri meydan, getir sandığı görüşelim. Yok, bu çağrıya cevap vermiyorsan, Cumhurbaşkanı değil cunta başkanı gibi davranıyorsun. Rakibini hapse atmak cunta başkanlığıdır. Bu başımızdaki cuntadan bizi kurtaracak olan da milletimizin önüne konulacak erken seçim sandığıdır.”
“TRT’NİN BAŞINDA CUNTANIN ATADIĞI BİR GENEL MÜDÜR VAR”
Basının sorularını da yanıtlayan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özel, “Boykot çağrısına destek veren sanatçıların TRT’den uzaklaştırılmasına” ilişkin soruya “’TRT’nin tutumu’ diye bir tutum yok. TRT hepimizin kurumu. Ama TRT’nin başında cuntanın atadığı bir genel müdür var. Onu son derece antidemokratik buluyorum. Bir sanatçı fikrini ilan ediyor ve bunun karşılığında onun ekmeğiyle oynuyor. Daha da kötüsü, o dizi, dünya kadar izleyen var, seveni var, Teşkilat dizisi. Başrol oyuncusunu, sırf dünya görüşü siyasi fikri ya da o meseleye tutumundan dolayı seyircisinden koparmak, TRT’de o diziyi izleyen ve o sanatçıyı beğeni ile takip eden milyonlara haksızlık. Onları cezalandırıyor” yanıtını verdi.
“BAŞ BOYKOTÇU ERDOĞAN”
Özel, “Boykot çağrısına destek veren 16 kişi hakkındaki gözaltı kararını” ise şöyle değerlendirdi:
“Bugün hepsinin serbest bırakılmasını bekliyorum, sadece gözdağı vermeye çalışıyorlar. Ve o Başsavcıya da söylüyorum. Savcılara da söylüyorum. Bu kararı normalmiş gibi göstermeye çalışan, hatta haberleşen herkese söylüyorum. Kardeşim boykotun bir anayasal hak olduğunu hepimiz biliyoruz, Anayasa Mahkemesi kararları var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları var ve baş boykotçu Erdoğan zaten. 2008’de, hem de o sanatçılar gibi bir boykot afişini paylaşarak değil, Başbakanlık gücüyle. 2008’de Doğan Medya Grubu’na ‘Bunların gazetelerini almıyoruz, televizyonlarını izlemiyoruz’ demedi mi bu? Şimdi bana diyorlar ki ‘NTV’yi boykot etmek demokratik değilmiş.’ Bütün bir medya kuruluşunu, bütün gücüyle, Başbakanlık iradesiyle, Başbakanlık sözünün gücüyle yaptı. Dönmüşler, boykotu kınıyorlar. Geçen gün paylaştım videoyu. ‘Biz’ diyor ‘Satın almama hakkımızı kullanacağız, kime ne?’ Türkiye’de en çok boykot konuşan ve boykotun siyasetini yapan Erdoğan‘dır. Şimdi de gençler boykot ediyor. Biz de onu verip, bizi vermeyenleri boykot ediyoruz. Parayı bizden kazanıp, saraya hizmet edenleri, Doğuş Grubunu boykot ediyoruz. Elbette AHaber’i, ATV, TRT‘yi, Sabah gazetesini, Yeni Şafak’ı, yaptıkları haksızlıklar için ayrı ayrı boykot ediyoruz. Bütün bu yandaş basını boykot ediyoruz. Ama lokantadan bizim seçmene fatura çıkaracaksın, parayı bizimkinden kazanacaksın, sonra gidip saraya hizmet edeceksin. Böyle bir gerçeklik yok. O yüzden o boykot listemizdeki boykotyap.org sitemizdeki tüm kanalları, tüm radyoları ve tüm firmaları boykot ediyoruz. Bunun dışında bir boykot listemiz yoktur.”
08.03.2025
02.03.2025
02.03.2025
01.03.2025
27.02.2025
23.02.2025
19.02.2025