Gamze Taşcıer: “Bağ-Kur’luyu Oy İçin Hatırlayıp, Sonra Belirsizliğe Mahkûm Edemezsiniz”

27.02.2026

Gamze Taşcıer,Bağ-Kur 7200 prim günü,prim günü eşitleme,Vedat Işıkhan soru önergesi,küçük esnaf emeklilik,kısmi ihya,Bağ-Kur emeklilik şartları 2026,Bağ-Kur prim gün sayısı ne zaman 7200 olacak?,Gamze Taşcıer Bağ-Kur soru önergesi tam metni.,SSK ve Bağ-Kur prim eşitleme kapsamı kimleri kapsıyor?,Bağ-Kur kısmi ihya hakkı gelecek mi?,9000 günden 7200 güne düşüş son durum 2026.,Çalışma Hayatı CHP Politikaları

- “ERDOĞAN’IN VERDİĞİ SÖZÜN ÜZERİNDEN 1.028 GÜN GEÇTİ. BİR ADIM MESAFE KATEDİLMEDİ!”

Cumhuriyet Halk Partisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı, Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, BAĞ-KUR sigortalılarının prim gün sayısının 9.000’den 7.200’e düşürülmesine ilişkin seçim vaadinin akıbetini Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Taşcıer, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, aradan geçen süreye rağmen somut bir takvim, taslak düzenleme ya da etki analizinin kamuoyuyla paylaşılmadığını, 1 milyon kişinin yaklaşık üç yıldır mağdur edildiğini vurguladı. Taşcıer soru önergesinde şu değerlendirmede bulundu: “AKP Genel Başkanı Erdoğan, 2023 seçimleri öncesinde BAĞ-KUR’lulara 9.000 prim gün şartının 7.200’e indirileceği açıklandı. Sayın Bakan bu vaadi ‘emir telakki ettiğini’ söyledi. Aradan aylar geçti; ortada ne yasa teklifi var ne takvim var ne de mali etki analizi. Küçük esnaf, çiftçi ve kendi namına çalışan milyonlarca yurttaş belirsizlik içinde bırakıldı.”

Soru önergesi hakkında yazılı bir açıklama yapan Taşcıer’in değerlendirmeleri şu şekilde:

1 MİLYON KİŞİ 1.028 GÜNDÜR VERİLEN SÖZÜN TUTULMASINI BEKLİYOR!

Bağ-Kur sigortalılarının prim ödeme gün sayısının SSK sigortalılarıyla eşitleneceğine ilişkin siyasi taahhüt uzun süredir kamuoyunun gündemindedir. Ancak aradan geçen süreye rağmen somut bir yasal düzenleme yapılmamış, kapsam ve uygulama esasları netleştirilmemiş, hukuki güvence içeren bir düzenleme ortaya konulmamaktadır. Söz konusu taahhüt, 2023 seçimleri öncesinde Kayseri mitinginde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kamuoyuna açık biçimde ifade edilmiştir. “Yeni dönemde yapacağımız ilk işlerden biri olacak. Biz söz verince unutmaz, onu takip eder, hayata geçirir, sonra da millete hesabını veririz” açıklamasının üzerinden 1028 gün geçmiştir. Bu süre zarfında 1 milyon Bağ-Kur sigortalısı emeklilik planlamasını bu açıklamaya göre yapmış ve düzenlemenin hayata geçirilmesini beklemiştir. Gelinen noktada, verilen söz ile mevcut tablo arasındaki mesafe büyümektedir.

EŞİTLEME NASIL VE HANGİ TARİHLER İÇİN YAPILACAK?

Bugün Bağ-Kur sigortalıları 9.000 prim günü şartına tabidir. SSK sigortalılarında ise prim gün sayısı sigortalılık başlangıç tarihine göre değişen kademeli bir yapıya sahiptir. Eşitleme gerçekleştirilecekse, bunun hangi tarih aralığını kapsayacağı ve hangi modelin esas alınacağı açık biçimde ortaya konulmalıdır.

Temel sorular şunlardır: 8 Eylül 1999 öncesi sigortalı olan Bağ-Kur’lular düzenleme kapsamına alınacak mıdır? 9 Eylül 1999 sonrası sigortalılar için SSK’daki kademeli yapı mı uygulanacaktır? 1 Mayıs 2008 sonrası için yaş şartı korunarak 7.200 gün mü esas alınacaktır? Bu sorulara verilecek yanıt, düzenlemenin gerçek anlamda bir eşitleme mi yoksa EYT’de olduğu gibi belirli bir kesime yönelik sınırlı bir düzenlememi olacağını belirleyecektir. Kuşkusuz iktidarın olası tercihleri yeni mağduriyetler yaratacaktır.

“KÜÇÜK ESNAF” TANIMI VE KAPSAMI SORUNLUDUR!

Bir diğer kritik başlık kapsam meselesidir. Yapılan açıklamalarda düzenlemenin “küçük esnafı” kapsayacağı ifade edilmektedir. Ancak küçük esnaf kavramının sosyal güvenlik mevzuatındaki karşılığı net değildir. Gelir vergisinden muaf olup esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar mı kapsama alınacaktır? Basit usulde vergilendirilenler dahil edilecek midir? Gerçek usulde vergilendirilenler, şirket ortakları ve tarım Bağ-Kur sigortalıları kapsam dışında mı bırakılacaktır? Ayrıca 2026 itibarıyla bazı mükelleflerin basit usulden çıkarılarak gerçek usulde vergilendirileceği dikkate alındığında, kapsamın vergi usulüne göre belirlenmesi yeni eşitsizlik alanları doğurabilecektir. Sosyal güvenlik hakkının mali kriterlere göre daraltılması, sistemin adalet ve eşitlik ilkeleriyle örtüşmemektedir.

KISMİ İHYA OLACAK MI?

Bu tartışmanın bir diğer önemli boyutu da kısmi ihya meselesidir. Bağ-Kur sigortalılarının geçmişte prim borçları nedeniyle durdurulan hizmet sürelerini yeniden canlandırabilmeleri için ihya imkânı bulunmaktadır. Ancak mevcut uygulamada ihya, durdurulan sürenin tamamının borçlanılarak ödenmesini gerektirmektedir. Kısmi ihya imkânının bulunmaması, özellikle prim gün sayısını tamamlamaya yakın olan esnaf açısından ciddi bir engel oluşturmaktadır. Gün sayısını tamamlamak için yalnızca ihtiyaç duyduğu kadar süreyi ihya edebilme hakkının tanınmaması, hem mali yükü artırmakta hem de emekliliği fiilen erişilmez hale getirmektedir.

Prim gün sayısının indirileceğine ilişkin bir düzenleme yapılacaksa, kısmi ihya hakkının da eş zamanlı olarak ele alınması gerekmektedir. Aksi halde prim gün sayısı düşürülse dahi geçmişte silinen hizmet süreleri nedeniyle birçok Bağ-Kur sigortalısı emeklilik hakkına fiilen ulaşamayacaktır.

EŞİTLİK VE SOSYAL GÜVENLİK İLKESİ GÖZETİLECEK Mİ?

Bağ-Kur sigortalıları uzun yıllardır daha yüksek prim günü, daha ağır prim yükü ve daha geç emeklilik koşullarıyla karşı karşıyadır. Aynı sosyal güvenlik sistemi içinde farklı sigortalılık statülerine göre keskin farklılıkların sürdürülmesi eşitlik ilkesini zedelemektedir.

Prim gün sayısının 9.000’den 7.200’e indirileceği bir düzenleme yapılacaksa;

• Tarih aralıkları açık biçimde tanımlanmalı,

• Kapsam netleştirilmeli,

• Vergi usulüne dayalı ayrımlar yoluyla yeni mağduriyetler yaratılmamalı,

• 4/1-b kapsamındaki sigortalılar arasında parçalı bir yapı oluşturulmamalı,

• Kısmi ihya hakkı tanınarak geçmiş hizmetlerin makul koşullarla yeniden kazanılması sağlanmalıdır.

Yaklaşık 1 milyon kişiye verilen bir sözün üzerinden 1028 gün geçmiş olması, konuyu teknik bir mevzuat tartışmasının ötesine taşımıştır. Emeklilik, bireylerin hayat planlamasının merkezinde yer alan temel bir haktır. Bu nedenle kamuoyuna yapılan açıklamaların açık bir takvim, net bir kapsam ve bütüncül bir düzenlemeyle desteklenmesi gerekmektedir. Aksi halde süregelen belirsizlik, sosyal güvenlik sistemine duyulan güveni daha da zayıflatacaktır.