Murat Emir: ‘Gürlek’in Adalet Bakanlığı Hukuksuzdur’

11.02.2026

CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı basın açıklamasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamaları değerlendirdi. CHP’li Emir, şunları dile getirdi:

“Sözlerime Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın biraz önceki depremle ilgili sataşmalarına cevap vererek başlamak istiyorum. Kendisi iktidarının ne kadar başarılı olduğunu anlatabilmek için yine boş durmamış, Cumhuriyet Halk Partili belediyelere saldırmayı ihmal etmemiş. Oysa Cumhuriyet Halk Partili belediyeler daha depremin ilk saatlerinden itibaren büyük bir özveri ile deprem bölgesine koştular, çalışmaya başladılar; orada arama kurtarmadan başlayın, Vatandaşların ekmeğine, aşına, barınmasına kadar ellerinden ne geliyorsa fazlasıyla yaptılar, yapmaya devam ediyorlar. Ama 23 yıllık iktidar, iktidarı boyunca 3 trilyon dolar vergi toplamış, onca deprem vergisi toplamış bir siyasi iktidar "silkeleyin" dediği, bütçesini kıstığı, hizmet yapamaz hale getirdiği belediyelerle kendisini kıyaslıyor ve aklınca kendisini çok şey yapmış gibi göstermeye çalışıyor.”

“Sayın Erdoğan, siyasetçi sözünü tutar, sözünün arkasında durur. Sizin sözünüz ilk bir yılda 319 bin konuttu. Yaptınız mı? Hayır... İkinci yılda yaptınız mı? Hayır... Üçüncü yılda 455 bin kapı anahtarı dağıttınız. Buna işyeri, ahır vesaireler 455 bin... Peki, bu 455 binin kaçında insan yaşıyor? Kaçında depremzedeler gerçekten kavuştular ve yaşamaya başladılar? Yarısı kadar bile değil. Siz ya görmüyorsunuz ya görmek istemiyorsunuz. Orada maketleri çekenler, inşaatların önüne branda gelenler, siz geliyorsunuz diye yol asfaltlayanlar aslında algıları yanıltıyorlar. Büyük bir yalan dönüyor. Vatandaşımız anahtarı alıyor ama evine kavuşamıyor. Evini bulamıyor. Bulsa tadilat yapılması lazım, damı akıyor, penceresi yok, mutfağı takılmamış ve onun için de para bulamıyor.

Aylardır söylüyoruz, "depremzededen faiz almayın" diyoruz. Şimdi müjdeliyorlar, depremzede faiz almayacaklarmış. Şimdiye kadar depremzedeye o boş senetleri kim imzalattı, kim imzalattı? Siz imzalattınız. Depremzedeye boş senet imzalatıyorsunuz; Ticaret Kanunu'na aykırı, hukuka aykırı... Normal bir vatandaş yapsa tefecilikten cezaevine girer. Devlet depremzedelere boş senet imzalatıyor ve sonra bizim ısrarlı takibimiz, gündemde tutmamız ve sizi sıkıştırmamız sonrasında müjdeyi veriyorsunuz. Yine de depremzedeler adına mutluyuz. O senetleri yırtsın atsınlar. O senetlerin artık hiç bir hükmü kalmamıştır. Yırtıp atsınlar, depremzedelere bir kez de siz zulüm etmeyin.

Bugün Türkiye sabahın ilk saatlerinden itibaren İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın Adalet Bakanı olarak atanması ile sarsıldı; demokrasi adına sarsıldı, adalet adına sarsıldı, yargıya kaybolan, bitmiş olan, tükenmiş olan güven sarsıldı. Bir defa Akın Gürlek'in Adalet Bakanlığına atanmış olması tam bir skandaldır. Bir defa siyasi iktidar Akın Gürlek'in İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Aziz İhsan Aktaş davası, Ümit Özdağ'ın tutuklanması, Ayşe Barım'dan 12 yıl sonra darbeci yaratılmaya çalışılması ve buna benzer birçok hukuksuzluğun aslında siyasi olduğunu itiraf etti. Bu davalar, bu dosyalar siyasidir ve bu siyasi dosyaları da siyasetçi Akın Gürlek yürütmüştür. Akın Gürlek bakan yardımcısıyken siyasetçiydi.

İstanbul'a gönderdiler Akın'ı: "Orada darbe yap, Ekrem İmamoğlu'nu cezaevine koy, tutukla; nasıl tutuklarsan tutukla. Ola ki bir hakim tahliye ederse diye yedek davaları da ekle, yanına diğer seçilmişleri de koy. İstanbul'u hem biz yönetelim, hem mümkün olursa kayyum olarak çökelim üstüne hem de 13'üncü Cumhurbaşkanı adayından, yani Tayyip Erdoğan'ı yenecek olan Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’ndan kurtulalım bir şekilde" dediler. Orada yapılan bir demokrasiye darbeydi, sandığa darbeydi. Bunu da bir aparatla, Akın Gürlek'le gerçekleştirdiler. Şimdi o aparatı Adalet Bakanlığına alıyorlar. Adalet Bakanı olacak ve Adalet Bakanı olarak artık daha kolay hizmet edecek.

Yine siyasetçi... Bakan yardımcısıyken siyasetçiydi, İstanbul Başsavcısı olduğunda siyaset yaptı, siyasete darbe yaptı; şimdi geldi Adalet Bakanı oldu, yine siyasetçi. Aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan bütün bu operasyonların, bütün bu davaların siyasi olduğunu itiraf etmiştir, suçüstü yakalanmıştır. Bundan sonra adaletin tabutuna son çiviyi çakan kişiyi adaletin başına bekçi yapıyorsunuz. Öyle bir bekçi ki, HSK'nın başkanı olacak kişi.

Şimdi bundan sonra o açılan davalar, açılmayı bekleyen davalar, sürdürülen soruşturmalar, tüm Türkiye sathında planlanan siyasi darbeler çok daha kolay yürütülecek, hesap bu. Sadece İstanbul’du, şimdi Türkiye'ye bakacak. Türkiye'nin hangi kürsüsünde hangi savcı, hangi hakim oturuyorsa onlara korku salacak, talimat gönderecek ve İstanbul'da ne yaptıysa aynısını yapacak. İstanbul'da tutukluluğu istisna olması gereken bir ceza hukuku uygulamasını bir rutine bindirdi ve önüne gelen herkesi tutuklayarak, daha doğrusu tutuklama maksadıyla soruşturma açarak cezaevlerine bizim seçilmiş arkadaşlarımızı, belediye başkanlarımızı, bürokratlarımızı koydu. Amaç ne? Ekrem İmamoğlu’ndan, belediye başkanlarımızdan kurtulmak ve Cumhuriyet Halk Partisi'ni yolsuzluklarla iç içeymiş gibi göstermek.

Olmayan deliller, iftiracılar üzerinden yürütülen kara propagandalar ve bir iftiracının bir sözüyle cezaevinde aylarını, yılını geçirmek zorunda kalan insanlar... İşte Türkiye'nin gerçeği bu. Şimdi bu kişiye Adalet Bakanlığı zırhı giydirilmeye çalışılıyor. Korunaklı bir alana çekiliyor. Çünkü o da biliyor ki işi zor. Bunca hukuksuzluk, bunca Anayasa çiğneme, bunca yasa tanımamazlık, bunca olmayacak dosyalardan olmayacak suç üretme girişimi eninde sonunda başına hukuk yumruğunun, hukuk kılıcının geleceğini biliyor. Onun için de zırh arayışı içerisinde. Onu oraya gönderen de, bunca kirli işi yaptıran da, yapan da bunu biliyor. Ama buradan Akın Gürlek'e sesleniyorum: Hiç güvenme, o zırha hiç güvenme. Bak aynı kişi Zekeriya Öz'ün altına zırhlı araç vermişti, bunu da unutma.

Akın Gürlek'in Adalet Bakanı atanması Anayasa'ya aykırıdır. Anayasa 76'ya göre hakimler ve savcılar istifa etmeden siyaset yapamazlar. İstifa etmemiştir, görevden alınmamıştır, Cumhurbaşkanının bir imzasıyla "Adalet Bakanısın sen" denmiştir. Dolayısıyla Anayasa çiğnenmiştir, Anayasa tanınmamıştır. Şu haliyle Akın Gürlek'in Adalet Bakanlığı hukuksuzdur. Bugün Genel Kurula gelecek, yemin edecek. O yemin bu nedenle geçersizdir. O yemin kendileri açısından, kendi yarattıkları hukuksuz Türkiye açısından geçerliymiş gibi görünse de milletin vicdanında hiçbir karşılığı olmayan bir yemindir. Milletimiz bu yemini tanımayacaktır. Böylesine hukuku katletmiş, insanların masumiyet karinesini görmezden gelmiş, insanları peşinen suçlamış, olmayan delilleri gizli gizli servisler etmişler, bunun üzerinden algı operasyonları yapmışlar ve böylesine yargı darbesine girişmişler; şimdi gelip Anayasa'ya bağlılıktan ve adaletten bahsederek bir yemin edecekler. Bu yemin milletin nezdinde geçersizdir. İlla yemin edecekse onun yemin edeceği yer Genel Kurul salonu değil, saraydır, onu atayan saraydır. O, sarayın emir kuludur. Ona bunca hukuksuzluğu yapması için emir veren, talimat veren Recep Tayyip Erdoğan'dır ve yemin edecekse de sarayda Recep Tayyip Erdoğan'ın huzurunda yemin edebilir.

Bakın Akın Gürlek'in atanmış olması bir yönüyle de dikkat çekicidir. Şu ana kadar Adalet Bakanlığı görevine seçilmemiş bir kişi, milletvekilliği yapmamış bir kişi hiç getirilmedi. Anayasa değişikliğiyle getirdikleri o tek kişilik rejim, ucube rejim gönlünce bakanları atıyordu ama şimdiye kadar Adalet Bakanları hep milletvekilliği yapmış kişilerden seçildi. İlk defa bir başsavcı gecenin bir vakti bir kalemle, bir imza ile Adalet Bakanı atanıyor.

Muhtemeldir ki Akın Gürlek'in de seçilmemiş olmanın zorluğu ile, onun duygusal depresyonu ile seçilmişlere karşı bir hıncı vardır; kendisinin seçilmişlere karşı bitmeyen, tükenmeyen bir hıncı var. Bakın geçmişe bakın, imza attığı dosyalara bakın, o hukuku katlettiği dosyalara bakın: Selahattin Demirtaş dosyası var, Canan Kaftancıoğlu dosyası var, Enis Berberoğlu dosyası var, Sırrı Süreyya Önder dosyası var... Seçilmişlere hıncı var bu kişinin. Demokrasiye inanmıyor, adalete inanmıyor ve adaletin canının istediğini hapse koyduğu, canının istediğini istediği iftiracı üzerinden iftira attırıp dosyalar hazırlattırdığı ve bunun üzerinden de yargı varmış gibi göstererek yargı sopasıyla siyaseti dizayn ettiği bir süreci bizzat tasarladılar ve yaptılar.

Yapılmak istenenin biz siyasi olduğunu, bugüne kadar yapılanın tamamen siyasi olduğunu, artık millet nezdinde de Ekrem İmamoğlu ile ilgili davaların, Aziz İhsan Aktaş davasının, Ayşe Barım davasının ve buna benzer bütün davaların artık çöktüğünü, bunların siyasi olduğunun en birinci şahıstan Recep Tayyip Erdoğan tarafından dahi tespit ve tescil edildiğini, itiraf edildiğini söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz ve bu hukuksuzluğa asla boyun eğmeyeceğiz!

Cumhuriyet Halk Partisi'ni geri adım attırırız, korkuturuz, sindiririz, bakın İstanbul'da yaptıklarımızı Türkiye'de yaparız" diye korkutacaklarını sanıyorlarsa hodri meydan! Biz buradayız. Biz Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşları olarak, 86 milyon olarak, Cumhuriyet Halk Partililer olarak bu hukuksuzluğa, bu Anayasa tanımazlığa, bu zorbalığa ve bu demokrasiye, darbeye asla boyun eğmeyeceğiz. Dünden daha sertleşeceklerini görüyoruz ama biz de dünden daha fazla kararlı, cesaretli ve dimdik ayakta durmaya devam edeceğiz.”