Orhan Sarıbal: Portakalla Fabrika Kuran Cumhuriyet’in Fabrikaları Satıldı, Portakalı Dalında Kaldı

30.10.2026

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Nazilli Basma Fabrikası’nın kuruluşunda narenciyenin sanayileşmeye kaynak olmasını hatırlatarak, Cumhuriyet’in üreticiyi güçlendiren kalkınma anlayışıyla bugünkü tarım politikalarını karşılaştırdı. Tarımsal ürünlerle fabrika kurulan bir ülkeden, fabrikaların satıldığı ve üreticinin ürününü değerinde satamadığı bir düzene geçildiğini vurgulayan Sarıbal, özelleştirme ve ithalat politikalarının tarımla sanayi arasındaki bağı zayıflattığını söyledi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında Cumhuriyet’in 103. yılı dolayısıyla tarımda yaşanan dönüşümü değerlendirdi. Cumhuriyet’in kuruluş döneminde çiftçinin üretmesini sağlayan, ürününü değerlendiren ve tarımsal üretimi sanayileşmenin kaynağına dönüştüren bir kalkınma anlayışının bulunduğunu anlatan Sarıbal, bugün üreticinin artan maliyetler, düşük ürün fiyatları ve ithalat baskısıyla karşı karşıya bırakıldığını vurguladı.

Nazilli Basma Fabrikası’nın kuruluşunu örnek gösteren Sarıbal, bir dönem sanayi yatırımına kaynak sağlayan narenciyenin bugün Mersin, Antalya ve Adana’da üreticisine kazanç sağlamadığına, ürünün dalında kaldığına dikkat çekti. Tarımdaki bu değişimin, uygulanan ekonomi politikaları ve kamunun üretimden çekilmesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Portakal sanayileşmenin kaynağıydı, bugün dalında kalıyor

Nazilli Basma Fabrikası’nın Sovyet kredisiyle kurulduğunu ve 1937’de faaliyete geçtiğini hatırlatan Sarıbal, kredinin geri ödemesinin narenciye ile yapılmasına ilişkin anlaşmaya işaret etti. Çiftçinin yetiştirdiği ürünün, ülkenin sanayi tesislerinin kurulmasına kaynak olduğunu anlattı.

Sarıbal, Cumhuriyet’in tarımsal üretimi geliştirirken halkın beslenmesini, çiftçinin geçimini ve sanayinin hammadde ihtiyacını birlikte düşündüğünü belirtti. Şeker pancarıyla şeker fabrikalarının, pamukla tekstil sanayisinin birlikte geliştirildiğini vurguladı.

Bugün ise üreticinin yaptığı masrafı karşılayamadığını, ürünün tarlada ve dalında kaldığını söyleyen Sarıbal, narenciyenin geçmişte sanayileşmeye sağladığı katkıyla bugünkü durumunu karşılaştırarak, “İşte o Cumhuriyet’le bu Cumhuriyet arasındaki temel fark” dedi.

Fabrika kurulurken çiftçinin üretim gücü de geliştirildi

Atatürk’ün 1 Mart 1922’de Meclis kürsüsünden üreten köylünün ülkenin kalkınmasındaki yerini ortaya koyduğunu hatırlatan Sarıbal, savaştan çıkan bir ülkede önceliğin halkın beslenmesi ve üretimin artırılması olduğunu söyledi.

Aşar vergisinin kaldırılmasıyla köylünün üzerindeki ağır yükün hafifletildiğini belirten Sarıbal, Cumhuriyet’in çiftçiyi üretime teşvik etmek için kamu kaynaklarını seferber ettiğini anlattı.

Şeker fabrikalarının kurulmasıyla birlikte pancar üreticisine makine ve ekipman sağlandığını, pancarın işlenmesinden çıkan küspenin hayvancılıkta değerlendirildiğini hatırlatan Sarıbal, tarlayla fabrika arasında birbirini besleyen bir ilişki kurulduğunu vurguladı.

Bursa Merinos Fabrikası’nın ihtiyaç duyduğu yapağı için hayvan ıslahı çalışmalarının yürütüldüğünü de anlatan Sarıbal, yetiştiriciliğin ve sanayi üretiminin birlikte geliştirildiğini belirtti. Cumhuriyet’in tarımı, gıdadan giyime kadar ülkenin ihtiyaçlarını karşılayan sanayinin temel unsurlarından biri olarak ele aldığını söyledi.

Özelleştirmeler üreticiyi koruyan kamusal yapıyı zayıflattı

Şeker, yem, süt, gübre ve tütün alanlarındaki özelleştirmelere dikkat çeken Sarıbal, kamunun üretim, işleme ve pazarlamadaki rolünün daraltılmasının çiftçinin ekonomik gücünü de zayıflattığını vurguladı.

Reji’nin tasfiye edilmesiyle tütünde güçlendirilen kamusal denetim ile sonraki dönemde gerçekleştirilen TEKEL özelleştirmelerini karşılaştıran Sarıbal, üretimin ve ticaretin uluslararası şirketlerin ağırlık taşıdığı bir yapıya dönüştürüldüğünü söyledi.

Kayseri’deki 73 yıllık Orta Anadolu Mensucat’ın üretiminin sona ermesine de değinen Sarıbal, tekstildeki üretim kaybıyla pamuk üreticisinin geleceği arasındaki bağa dikkat çekti. Ülkenin kendi hammaddesini işleyen sanayi kapasitesinin korunması gerektiğini belirtti.

Hayvancılığın yem hammaddelerine, bitkisel üretimin gübre ve diğer girdilere bağımlılığının arttığını ifade eden Sarıbal, üreticiyi destekleyen kamu kurumlarının zayıflatılmasıyla ithalata dayalı tarım politikalarının birbirini tamamladığını vurguladı.

Çiftçinin ürününü alan ve örgütlenmesini destekleyen kamu anlayışı

Cumhuriyet döneminde üreticinin örgütlenmesinin de desteklendiğini anlatan Sarıbal, tarım kredi ve tarım satış kooperatiflerinin çiftçinin girdiye, finansmana ve pazara erişimindeki rolüne dikkat çekti. Atatürk’ün 1936’da Silifke’de bir tarım kredi kooperatifine ortak olmasını hatırlattı.

1932’de Ziraat Bankasına buğday alım görevi verilmesini ve 1938’de Toprak Mahsulleri Ofisinin kurulmasını da değerlendiren Sarıbal, çiftçinin ürününün alınması, depolanması ve ihtiyaçlara göre piyasaya sunulmasının kamu sorumluluğu olarak görüldüğünü söyledi. TMO’nun bugünkü ithalatçı rolünü eleştirdi.

Kooperatiflerin kamusal güvenceden uzaklaştırılarak serbest piyasa koşullarına bırakıldığını belirten Sarıbal, bu kuruluşların bugün çiftçinin ürününü değerlendirecek ve sorunlarını çözecek ekonomik güce kavuşturulması gerektiğini vurguladı.

Toprak reformunun tamamlanamaması önemli bir kırılma oldu

Atatürk’ün 1937’deki Meclis açış konuşmasında dile getirdiği “Bir defa, memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır” sözünü hatırlatan Sarıbal, üreticinin toprağa erişiminin Cumhuriyet’in tarım anlayışındaki yerine dikkat çekti.

1945’te çıkarılan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun büyük toprak sahiplerinin direnciyle karşılaştığını anlatan Sarıbal, uygulamanın ağırlıklı olarak kamu arazilerinin dağıtılması üzerinden geliştiğini söyledi. Mülkiyet yapısını değiştirecek reformun tamamlanamamasını, tarım politikalarındaki önemli kırılmalardan biri olarak değerlendirdi.

Sarıbal, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında uygulanan ekonomi politikaları, özelleştirmeler ve 2000’li yıllardaki düzenlemelerle tarımın kamusal destekten uzaklaştırıldığını belirtti. Bugünkü dışa bağımlılığın bu tarihsel süreç ve siyasal tercihlerle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.

Cumhuriyet, laiklik ve demokrasiyle birlikte savunulmalı

Cumhuriyet’in laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti niteliğinin bir bütün olduğunu belirten Sarıbal, “Türkiye Cumhuriyeti’ni laiklikten, demokrasiden, sosyal devletten, hukuk devletinden ayrı düşünemeyiz” dedi.

Laikliğin bütün inançların özgürce yaşanmasının güvencesi olduğunu söyleyen Sarıbal, demokrasinin ifade özgürlüğünü, eşit yurttaşlığı ve halkın seçme hakkını koruması gerektiğini vurguladı. Seçim kazanmanın sınırsız yetki anlamına gelmediğini belirterek, seçilmiş belediye yönetimlerine yönelik müdahaleleri ve hak arama özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları eleştirdi.

Sosyal devletin yurttaşların barınma, eğitim, sağlık ve gıdaya erişimini güvenceye almakla yükümlü olduğunu söyleyen Sarıbal, bağımsız ve tarafsız yargının önemine dikkat çekti. “Sadece Cumhuriyeti söylemek yetmez. İçini sahici bir şekilde doldurmak gerekir” ifadelerini kullandı.

Süt üreticisinin gelir kaybı ithalat bağımlılığını büyütüyor

Süt üreticisinin yaşadığı sorunları da değerlendiren Sarıbal, çiğ süt tavsiye fiyatının 1 Mayıs’tan bu yana litre başına 24 lira 30 kuruş olduğunu hatırlattı. Yem, akaryakıt, elektrik ve taşıma giderleri artarken süt fiyatının değişmediğini vurguladı.

Kilogramı 22 liraya ulaşan yem üzerinden bir litre sütle en az 1,5 kilogram yem alınabilmesi gerektiğini belirten Sarıbal, bu hesabın 33 liralık süt fiyatına karşılık geldiğini söyledi. Üreticinin gelir kaybının sürmesi hâlinde süt hayvanlarının kesime gideceği, bunun da gelecekteki et üretimini olumsuz etkileyeceği uyarısında bulundu.

Sarıbal, yerli üreticinin güçlendirilmesi yerine ithalata başvurulmasını eleştirerek, “Bir devlet, kendi toplumunun gıda hakkını, gıda ihtiyacını yabancı tekellere ve ithalata bağlayamaz” dedi.