15.10.2026
CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli:
- “Basın özgürlüğü bir ülkenin demokrasisi açısından vazgeçilmez bir unsurdur. Eğer bir ülkede basın özgür değilse o zaman gerçek anlamda bir demokrasiden bahsetmek mümkün değildir.”
- “Ortada çok büyük bir fon skandalı, fon yolsuzluğu ve hırsızlığı var. Bu konunun çözümü için Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir meclis araştırma komisyonu kurulmalıdır.”
- “Sorumluluğu bulunan Borsa İstanbul, MKK, Takasbank, BDDK ve SPK yetkilileri derhal görevden alınmalıdır. İktidar komisyon kurmazsa CHP olarak kendi komisyonumuzu kuracağız.”
- “Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bu manipülasyonları bildiğini 4 Kasım 2025’te beyan etmiştir. Bildiğiniz halde neden gereğini yapmadınız, niye beklediniz?”
- “Gönüllü iade mekanizması gibi devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan usullerle bu kriz çözülemez. Kamu kaynakları ve halkın ödediği vergiler bu usulsüzlüklere kalkan edilemez.”
- “Türkiye, tarihinin en büyük bölüşüm şokunu yaşamaktadır. Gelir dağılımı bozulmuş, yoksulluk derinleşmiş, kurumsal çöküş ve ahlaki erozyon birbirini tetiklemiştir.”
- “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adlı bu ucube yapı devleti felç etmiştir. Türkiye’nin tek çıkış yolu güçlendirilmiş parlamenter sistem ve kamucu, planlı bir üretim ekonomisidir.”
CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli, KRT TV canlı yayınında Nevra Öner ve Mahir Baş’ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Basın üzerindeki sansür ve baskılardan borsa ve fon krizindeki milyarlarca dolarlık yolsuzluk iddialarına, ekonomi yönetiminin başarısızlıklarından kurumsal çöküşe kadar birçok hayati konuda değerlendirmelerde bulunan Türeli, Meclis Araştırma Komisyonu kurulması yönündeki CHP çağrısını yineledi.
CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin açıklama ve yanıtları şu şekilde:
(Medyaya yönelik son dönemde artan kayyum atamaları, erişim engelleri ve sansür dalgasının arkasında iktidarın hangi ekonomik enkazı ve kriz tablosunu örtbas etmek istediğine ilişkin sorusu üzerine)
“Evet, teşekkür ederim. Çok güzel sordunuz. Bu önemli bir konu. Bir kere şunu söylemek gerekiyor: Basın özgürlüğü bir ülkenin demokrasi açısından vazgeçilmez bir şey. Olmazsa olmaz. Eğer bir ülkede basın özgür değilse o zaman gerçek anlamda bir demokrasiden bahsetmek mümkün değil. Çünkü sonuçta basın vatandaşların haber alma hakkını temsil eden, aynı zamanda da yayınlarıyla, düşüncelerle birlikte bir demokratik kamuoyunun oluşmasını sağlayan bir organ. Bu yüzden de biliyorsunuz bütün gelişmiş demokratik ülkelerde dördüncü kuvvet sayılıyor; yasama, yürütme, yargının dışında.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her zaman söylüyoruz. Bütün kurum ve kurallarıyla eksiksiz işleyen bir demokrasiye ihtiyaç var ve bunun kurulması gerekiyor. Biz demokrasiye sadece şekil şartları, işte beş yılda bir gidilen seçimler, çok partili bir siyasi düzen olarak bakmıyoruz. Bunlar demokrasinin gereklilik şartlarıdır, olmazsa olmaz. Ama bir demokrasinin, gerçek bir demokrasinin olabilmesi için demokrasinin öz ve içerik olarak zenginleştirilmesine ihtiyaç var. O da nedir? Öncelikle kuvvetler ayrılığıdır. Yasama, yürütme ve yargı arasında kuvvetler ayrılığı. Hukuk devleti, ona dayalı olarak da bağımsız ve tarafsız bir yargıdır. Basın özgürlüğüdür. Düşünce, ifade ve doğrultuda örgütlenme özgürlüğüdür. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri yapılması hakkıdır. Bütün bunlar önemli. Türkiye'nin böyle bir demokrasiye ihtiyacı var.
Bu yüzden, bakın bu basın üzerindeki yasaklar, Türkiye'de birçok şeyin konuşulmasını engellemeye yönelik. Açık ve net olarak hepimiz görüyoruz bunu. Hatırlayın bu medya kuruluşları üzerindeki baskıyı. Bir yıl önce yaklaşık TELE1'e biliyorsunuz kayyum atandı. İki hafta önce T24'e erişim engeli getirildi. Şimdi Halk TV'ye yapılan müdahale... Bunu hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Bu kurumlar sonuç itibarıyla demokrasinin vazgeçilmez kurumlarıdır.
RTÜK’ün verdiği cezalar var ve baktığınız zaman o cezaların daha çok muhalif kanallara yönelik olduğunu görüyoruz. Yani böyle bir yapı olmaz. Böyle bir düzen olmaz. O yüzden de basın özgürlüğünün sonuna kadar yanındayız. Zaten anayasamız, madde 28 açık: 'Basın hürdür, sansür edilemez' diyor. Tabii ki basının belli kuralları, etik kuralları vardır. Basın onlara da elbette uymak zorundadır, herkes gibi. Tabii hepimizin, yani sonuçta kamuoyunu bir anlamda yönlendiriyoruz. Bir demokratik kamuoyunu oluşturmaya çalışıyoruz. Çünkü demokrasi ortak akıl demek. Ortak akıl içinde farklı düşüncelerin sürecin içinde tartışılabilmesi, bilinebilmesi öncelikle, sonra tartışılabilmesi gerekir. Bu yüzden de bu yapılan müdahaleyi son derece yanlış buluyoruz. Dediğim gibi Halk TV, diğer kanallarımız, bütün mecralarımız; yazılı, görsel, elektronik hepsinin de düşüncelerini özgürce ortaya koymasına ihtiyaç olduğunu tekrar vurgulamak isterim.”
“BU SİSTEM PONZİ MANTIĞIYLA İŞLEYEN DEV BİR SOYGUN DÜZENİDİR”
(Hazine ve Maliye Bakanı ile SPK’nın aylardır bildiği halde müdahale etmediği, sosyal ve ekonomik yıkımlara yol açan fon krizine ve AK Parti’nin Meclis’e sunduğu kanun teklifinin neden yetersiz görüldüğüne ilişkin soru üzerine)
“Tabii biraz önce Nevra Hanım'ın sorusunda da vardı. Yani neden bu basın üzerine baskılar geliyor, bir şeylerin konuşulmasını mı engellemeye çalışıyorlar? Evet, yani ortada çok büyük bir -şimdi bununla bağlantıyı kuralım- çok büyük bir fon skandalı, fon yolsuzluğu, hırsızlığı var ortada.
Bakın Sermaye Piyasası Kurulu 1981 yılında kuruldu. O dönemde 82, tam o yıllar aslında banker krizinin de olduğu Türkiye'de, bankacılık sistemi üzerinde... Kastelli krizini hatırlarsınız. Bunlar çok ciddi tartışılmıştı. Normalde bankaların verdiğinin üzerinde bir mevduat verince birçok insan gitti parasını, mevduata faiz verince oraya yatırdı. E ondan sonra ne oldu? Sistem çöktü. Onu verebilmen için orada bir yerden aldığın parayı, kazandığın bir yatırıma yöneltmeniz gerekir ve yüksek bir para kazanmanız gerekir ki bunları ödeyesiniz. Tabii aynı şey fon kriziyle de bağlantılı. 81'de kuruldu, 82'de hayata geçti. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, şimdi Borsa İstanbul diyoruz ona, o da 1985 yılında kuruldu. Bütün bunların hepsi bankacılık sisteminin dışında tasarrufları yatırımlara yönlendirecek bir sermaye piyasasının kurulmasıydı. Büyük iddialarla kuruldu.”
(Banker Kastelli krizinin bugünkü fon krizine mantık olarak benzeyip benzemediğinin sorulması üzerine)
“Tabii tabii, yani normalde bir biçimde fahiş, yani normalde piyasanın işleyişi içinde bir yapı vardır, belli bir faiz oranı vardır. E siz o faiz oranından daha yüksek bir faiz veriyorsanız, onu nasıl verdiğinizi açıklayabilmeniz, mekanizmanız lazım. Eğer yoksa o zaman bu Ponzi sistemi dediğimiz bir yere para girecek, o paraya yeni bir takım insanların tekrar tekrar sisteme girmesiyle ancak mümkün olabilir. Yani şöyle düşünün, piyasada mevduat faizleri yüzde 35. Çıktı birisi, herhangi bir banker ya da bir banka -şu anda öyle bir sistem yok tabii, bu engellendi- dedi ki ben yüzde 70 veriyorum. Nasıl verebilirsin? Yani sonuçta banka ne yapar? Parayı mevduata alır, onu kredi olarak verir. Eğer sen herkesin yüzde 35 faiz verdiği bir yerde yüzde 70 veriyorsan mümkün değil böyle bir şey. Onu verebilmek için o parayı kazanman lazım, yüzde 80 kazanman lazım ki 70-75 onu veresin. Yani bu şekilde sürdürülemeyen sistemler oluşuyor. Fon krizinde de gene benzer bir hikaye var.
Şimdi ona ilişkin eleştirilerimizi öncelikle söyleyelim. Biz baştan beri şunu söylüyoruz: Bu işin yeri Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulacak olan Meclis Araştırma Komisyonudur. Bütün siyasi partiler oraya katılacak, temsil edilecek ve orada her türlü şey konuşulacak. Neden böyle bir sonuç oldu? Yani neden engellenmedi, birileri mi engelledi? Burada o konuyla ilgili bütün bürokratik kadroda olanlar çağrılacak, orada ifadelerini verecekler, sorulacak, sorgulanacak. Yani Meclis Araştırma Komisyonu bu açıdan önemli.”
(İktidarın tutumu karşısında Meclis Araştırma Komisyonu’nun kurulması için gerekli siyasi şartların bulunup bulunmadığının sorulması üzerine)
“Şimdi bakın, geçtiğimiz hafta içinde bütün muhalefet partileri Meclis Araştırma önergelerini verdiler, Meclis Araştırma Komisyonu kurulsun diye. Hepsini reddetti iktidar partisi. Ve ondan sonra da genel görüşme adı altında Cumhurbaşkanı Yardımcısı geldi, süreci anlattı. Orada tabii gene konuştuk. Ve arkasından da 'Bir kanun getiriyoruz' dedi. İşte kanun da geldi biliyorsunuz Cuma günü. Dün de Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşüldü, önümüzdeki hafta da Genel Kurulda görüşülecek.
Yani muhalefet olarak bizim önerimiz buydu, bir kanun değil. Biz bir kere bu olay neden ortaya çıktı, bunu arıyoruz. Sadece var olan bir olayın sonuçlarının ortadan kaldırılması yetmez. Bunun neden olduğunun araştırılması gerekiyor. Neden? Bunun içinde bir ihmal mi var? Bürokrasi görevini yapmadı mı? Bunun siyasi uzantıları mı var? Böyle bir soyguna neden izin verildi? Bütün bunların hepsinin bilinmesine ihtiyaç var. Ve bir daha bu olayın olmaması için hangi tedbirlerin alınması gerektiğinin de konuşulması lazım.
Şimdi gelelim dünkü kanuna:
1. Bir kere özel bir düzenleme yapılmış sadece şu andaki krize yönelik. Halbuki genel bir düzenleme yapma ihtiyacı var. Kanunlar genel ve soyut olur. Bir daha böyle bir olayın ortaya çıkmaması için ne yapılması gerektiğini söylemek lazım.
2. Diğer taraftan parçalı bir yapı var. Bakın işin içinde SPK, BDDK, TMSF, Yatırım Tazmin Merkezi, İş Bankası, Ziraat Bankası var... Biliyorsunuz iki bankaya verildi bu fon yönetim şirketlerinin tasfiyesi. Böyle bir problem var.
3. Diğer taraftan SPK'ya aşırı bir iş yükü ve aşırı yetkiler verilmiş. Muğlak yetkiler bunlar. Değer tespitleri yapılacak, nasıl yapılacak? Yani burada ayrı bir yapı eliyle götürülmesi gerekiyordu bunun.
4. Sonra bakın, 'gönüllü iade' mekanizması üzerine kurmuşlar. İnsanlar burada yatırımlarını kaybetmiş. Deniyor ki önce fonun bir varlığı varsa varlık satılacak, oradan bir para gelecek; bir. İkincisi; insanlara 'vicdanınıza sesleniyoruz, gelin o paraları koyun' deniyor. O da biraz ilginç bir yöntem, bizim mevzuatımızda böyle bir şey yok. Bir tek ceza muhakemeleri yargılamalarında bir zimmet suçu varsa yargılama öncesinde zimmeti kabul eden kişi ceza indirimi alıyor. Onun dışında böyle bir gönüllü iade sistemi olmaz.
5. Diğer taraftan, bu olayın ortaya çıkmasında sorumlu olanlarla ilgili yapılan hiçbir işlem yok. Hepsi görevlerine devam ediyor. Bu sorunu çözebilecek olan mekanizmanın içinde bunların hepsi var: SPK var, BDDK var, Borsa İstanbul var. Bütün bunlar aslında bu sorunun ortaya çıkmasında sorumluluğu bulunan kurumlar.
Diğer taraftan diyorlar ki 'Kamu kaynağı hiç kullanılmayacak.' Nasıl kullanılmayacak? Bir kere bunun da araştırılması lazım. Bunların birçoğu belki kamu bankalarından kredi aldılar. Belki fonları teminat göstererek ters repo işlemleri yaptılar. Ki en son biliyoruz, bu Katılım Evim'in hisselerini Emlak Katılım Bankası aldı. Emlak Katılım Bankası devletin! 12 milyar liralık bir paradan bahsediliyor. Tekrar bir 12 milyarlık daha alım yapılacağı söyleniyor. Hani kamu kaynağı kullanılmayacaktı? Kamu kaynağı demek bizim vergilerimiz demek! Ödediğimiz vergiler burada kullanılıyor. Ortada bir kriz var.”
“BÜTÜN SORUMLULAR DERHAL GÖREVDEN ALINMALIDIR”
(Skandalın derinleştiği bu süreçte kurumsal sorumlulukların ve istifaların neden gerçekleşmediğine dair soru üzerine)
“O yüzden tekrar bu konunun üzerinde durmak istiyorum:
Birincisi, bu konuyla ilgili bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması gerekiyor.
İkincisi, bütün sorumluların görevden alınması gerekiyor. Borsa İstanbul Yönetim Kurulu ve Denetim Komitesi yapılan bütün işlemleri günü gününe biliyorlar. Bakın, yapılan her işlem; kim ne kadar işlem yaptı, ne alındı, ne satıldı hepsi bugün Borsa İstanbul'un kayıtlarında var. Aşırı şişme olduğu zaman, bir hisse senedinde anormal bir fiyat ve değer artışı olduğunda bunu görüyorlar. İkincisi, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK); bu işlemleri gözetleyecek, gerekli uyarıda bulunması gereken bütün işlemleri görüyorlar. Ama bir dönemde MKK'nın yönetiminde kim var biliyor musunuz? Başkan Vekili Emre Tezmen. Yani sonuçta bütün bu fon ağının içinde!
Üçüncüsü Takasbank; halka açılan kapalı fonlar olarak kurulmuş, sonra bunlar TEFAS'ta halka açılmışlar. Neden açıldı? Bu fonların bir kısmının halka açılmaması gerektiği söyleniyor.
Dördüncüsü BDDK; çünkü Tera Yatırım Bankası kurulmuş, tahvil çıkarmış. Nasıl oluyor bu iş?
Beşincisi SPK; fonlarla ilgili bütün düzenlemeleri yapması gereken kurum. Öncesinde bilgisi var ama 1-1,5 yıl beklemiş, hiçbir şey yapmamış.
Yapılması gereken, buradaki bütün sorumluların görevden alınmasıdır. Ve süreç eğer araştırılacaksa bunu bağımsız bir mekanizmanın yapması gerekir. Yani bu görevliler kendi dönemlerine ilişkin işlemleri nasıl denetleyecekler? Nasıl karara varacaklar? Öyle şey olmaz!
Diğer taraftan Salih Tanrıkulu, Devlet Denetleme Kurulu'nun (DDK) Başkanı. Önceki görevi ne? Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkan Vekili! Şimdi oradan ayrıldı, DDK burayı denetleyecek. Nereyi denetleyecek? Borsa İstanbul'u, yani kendi dönemini! Onun Borsa İstanbul Yönetim Kurulu'ndan ayrılması değil, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Başkanlığından ayrılması gerekiyor.
Ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bütün bu olayları biliyordu. Neden gereğini yapmadınız? Orası oturup 'biliyoruz' demekle şikayet edilecek, yakınılacak bir kurum değil. Bütün bu kurumlar Hazine ve Maliye Bakanı'nın koordinasyonunda çalışıyor, onun şemsiyesi altındaki bağlı kuruluşlar. O zaman neden gereğini yapmadın? Niye yapmadın, biri mi seni engelledi? Bunların hepsi, bütün bu sorular sorulmak zorunda.
Ve dün bakın biz şunu istedik: Plan ve Bütçe Komisyonu'na geldiği zaman Hazine ve Maliye Bakanı gelmeliydi. Normalde İçtüzüğe göre bakan gelmeyebiliyor ama gelmesine engel bir şey de yok. Gelebilir; geçmişte geldi bazı bakanlar, kanunları savundular. Neden gelmedi? Ortada bir sorun var ve bu sorun Hazine ve Maliye Bakanı'nın. Ne diyor 4 Kasım 2025'te, okuyayım: 'Öncelikle bazı fonlar üzerinden manipülasyonlar yapıldığını biliyoruz. O alanda da bir düzenleme eksikliği olduğunu biliyoruz, bu eksikleri gidereceğiz.' Manipülasyonu biliyor 4 Kasım'da! Ne yaptın? Hiçbir şey yapmamışsın! Ta ki Haziran 2026'ya gelinmiş. Uluslararası endeks sağlayıcılar var; Morgan Stanley Capital International (MSCI), S&P Dow Jones var... Bunlar söylemişler, demişler ki: 'Ortada ciddi bir sıkıntı var, manipülasyon var. Bunları engellemiyorsanız sizi alt lige alacağız.' Gene bir şey yapılmamış. Ta ki 28 Ağustos'ta Fon Rehberi güncellenene kadar.”
“BU OLAY ORGANİZE BİR SUÇ KAPSAMINDA SORUŞTURULMALIDIR”
(Varlık balonunun ve fon vurgununun nasıl kurgulandığına dair mekanizmanın detaylandırılması üzerine)
“Buradaki işlem neydi? Normalde bir kısım fon şirketleri kurulmuş, bir soygun düzeni oluşturmuşlar. Önce birtakım şirketlerin 'sığ hisse' dediğimiz, alım satımı yapılmayan, kimsenin çok bilmediği hisselerini almaya başlamışlar. O hisseler alınınca talep artmış, fiyatlar yükselmiş. Fiyatın yükselmesi fonun değerini de yükseltmiş. Bunu gören yatırımcılar gitmiş bu fonlardan almış, para tekrar fona gelmiş. Fon gitmiş o hisselerden bir daha almış, fiyatlar yine yükselmiş... Sonuçta şirket hisseleri anormal derecede şişirilmiş.
Şimdi bir şirketin hisse değerini belirleyen nedir? Bilançosudur, kârlılığıdır, aktifleridir. Bir şirketin değeri yüzde 1000, yüzde 5000 artıyorsa burada bir terslik yok mu? En tepe noktalardan satmışlar. Satınca fiyatlar birdenbire düşmüş. 28 Ağustos'ta fon rehberi yenilenince temerrüde düşmüşler ve SPK gitti 131 tane fonu tasfiye etti. Ortada yaşanan olay açık ve net olarak bu!
Bakın bu olay normal bir biçimde soruşturulmamalı. Bu bir organize suçtur ve organize suç kapsamında ele alınmalıdır. Tekrar vurgulayayım: Meclis Araştırma Komisyonu kurulmalıdır. Kurulmazsa Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz kendimiz bir komisyon kuracağız, mağdurlarla görüşerek bütün bu süreci inceleyeceğiz ve kamuoyunu aydınlatacağız.”
“SORUMLU LİSTELERİ AÇIKLANMALI, MASUMİYET KARİNESİNİN ARKASINA SAKLANILMAMALIDIR”
(Gölge oyunu gibi yürütülen koruma kalkanları ve iktidar kanadından gelen çelişkili 'liste açıklansın' beyanlarının sorulması üzerine)
“Grup Başkanvekili'nin biliyorsunuz bir konuşması oldu geçen gün AK Parti'de... 'Açıklamayı düşünmüyoruz, masumiyet karinesi var, lekelenmeme hakkı var' dedi. Tabii var ama herkes için var. Madem açıklanmayacaktı, bu listeler Meclis koridorlarında neden konuşuldu? Özlem Zengin 'Açıklanmasını biz de istiyoruz' dedi ama Meclis Araştırma Komisyonu'na 'hayır' dediler.
Ortada bir vaka var, ben sonuca bakıyorum. Sonuçta bu komisyon kurulmadı, listeler açıklanmadı ve hâlâ bütün bu düzenleyici, denetleyici kurumların yöneticileri görevlerine devam ediyor. Böyle bir şey olamaz! Üstelik 'gönüllü olarak vicdanlarına sesleniyoruz, gelsin paraları versinler' deniyor. Devlette böyle bir yöntem yoktur!”
“TEK ADAM REJİMİ DEVLETTE MÜTHİŞ BİR KURUMSAL ÇÖKÜŞ YARATMIŞTIR”
(Kamu mekanizmalarındaki işlevsizliğin sebepleri ve bunun iktidar tarafından oluşturulan otoriter yönetim anlayışıyla bağına ilişkin soru üzerine)
“Şimdi bakın, hep şunu söylüyoruz: Müthiş bir kurumsal çöküş var, bürokraside çöküş var. Ben Devlet Planlama Teşkilatı'nda (DPT) yetiştim. Bugün DPT yok artık. Var olan kurumlar itibarsızlaştırıldı. Liyakatsiz atamalar yapıldı. SPK 1981'de kurulduğunda ilk başkanı Prof. Dr. İsmail Türk'tü, bizim Siyasal'dan hocamızdı. Müthiş bir vizyonla kuruldu. Merkez Bankası, DPT, Devlet Personel Başkanlığı öyleydi. Bu kurumlar ya itibarsızlaştırıldı ya da sistem içinde ortadan kaldırıldı. Bütün bunlar bize neyi gösteriyor biliyor musunuz? Bu durum, özellikle 2018'den sonra geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucube sistemin sonucudur. Gücün tek elde toplandığı bir sistem yürümez. Güçlendirilmiş parlamenter sistem şarttır. Yasama, yürütme ve yargı bağımsız olmalıdır. Bugün bakanlıkların yanında Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurullar, ofisler, başkanlıklar diye paralel bir yapı kuruldu. Bakanların parlamentoya karşı sorumluluğu kalmadı. Hazine ve Maliye Bakanı Komisyona bile gelmiyor! Bu devlet krizidir ve devleti yeniden kurmak zorundayız. Daron Acemoğlu’nun da vurguladığı gibi, kurumsal yapılar güçlü olmadan ekonomi düzeltilemez.”
“SICAK PARA OYUNUYLA ÜLKE BÜYÜMEZ, KORKUNÇ BİR BÖLÜŞÜM ŞOKU YAŞIYORUZ
(İktidarın otoriterleşme ısrarı, hukuksuzluklar ve bunun ekonomide yarattığı tahribata dair soru üzerine)
“İktidar geleceği göremiyor. Siyaset biliminde hegemonyanın iki aracı vardır: Rıza ve zor. İktidarda rıza üretme kapasitesi kalmadığı için zora ve baskıya başvuruyor. Belediyelerimize operasyon yapıyor, basını susturuyor, Can Atalay’ı, Osman Kavala’yı, Selahattin Demirtaş’ı içeride tutuyor, AYM ve AİHM kararlarını uygulamıyor.
Hukuk güvencesi olmayan yere doğrudan yabancı yatırım gelmez. Nitekim doğrudan yatırımlar negatife döndü. Gelen para sadece yüksek faize gelen sıcak paradır. Sayın Mehmet Şimşek 'rasyonel politikalara döneceğiz' dedi ama yükü tamamen işçinin, memurun, emeklinin üzerine yıktı. 'Dişinizi sıkın' dediler, tek haneli enflasyonu 2029'a ertelediler! Türkiye tarihinin en büyük bölüşüm şokunu yaşıyor. Zengin daha zengin, fakir daha fakir oldu. TÜİK gibi kurumların güvenirliği yok edildi.”
ÇÖZÜM: KAMUCU PLANLAMA, SİYASİ AHLAK YASASI VE ÜRETİM EKONOMİSİDİR”
(CHP’nin Abant kampında ele alınan konular, bu kriz tablosundan çıkış için sunulan somut yol haritası, Siyasi Ahlak Yasası teklifi, DPT'nin yeniden kurulması, kamu-özel iş birliği projeleri ve beyin göçüne ilişkin sorular üzerine)
“Abant kampımızda yeni başlayan yasama yılında neler yapacağımızı ve öncelikle Meclis gündemine gelecek olan bütçeyi konuştuk. Çünkü bütçe çok önemli; vatandaşın bütçe hakkını parlamentoda temsil ediyoruz. Vergilerin kimlerden alındığını, harcamaların nerelere yapıldığını, bunun doğruluğunu ve alternatif bütçenin nasıl olması gerektiğini ele aldık.
İkincisi, kampta iki konuyu özel olarak tartıştık: Birincisi fon krizi, ikincisi ise Siyasi Ahlak (Etik) Yasası. Bütün bunların hepsine Türkiye'nin acil ihtiyacı var. Siyasi Ahlak Yasası ile seçilmiş olan herkesin her türlü davranışının, harcamalarının kamuoyu önünde açık, net, şeffaf ve tartışılabilir olacağı bir mekanizmayı kurmak zorundayız. Buna mecburuz.
Bu yasa teklifini hazırlıyoruz. Daha önce başka siyasi partiler de gündeme getirdi, hatta bir dönem Adalet Komisyonu'nda görüşüldü ama yasalaşmadı. Kesinlikle çıkması gerekiyor. Seçilmiş olan herkes; Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bakanlar, milletvekilleri, yerel yöneticiler, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ve il genel meclis üyeleri bu kanuna tabi olmalıdır. Siyasetin finansmanı netleşmeli ve siyasi parti değiştirme konusu çözüme kavuşturulmalıdır.
“KAYNAKLAR DOĞRU VE YERİNDE KULLANILMALIDIR”
Ülke kaynaklarının kullanımında iki temel kriterimiz var:
1. Kaynakların doğru kullanılması: Vergilerimizin ve bütçe kaynaklarımızın hiçbir hırsızlığa, yolsuzluğa, usulsüzlüğe ve servet transferine mahal verilmeden kullanılmasıdır.
2. Kaynakların yerinde kullanılması: Yatırımların önceliklendirilmesidir. Örneğin Kamu-Özel İş Birliği (KÖİ) modeliyle, Türkiye'nin şu anda ihtiyacı olmayan, belki 20 yıl sonra yapılması gereken yatırımlar özel sektöre yaptırılıyor; döviz cinsinden garantiler veriliyor. 20 yıl sonra fizıbıl olacak yatırımı bugünden yapmak yerine önceliklendirme yapacaksınız. Türkiye'nin öncelikle fabrikalar kurması, istihdam sağlayacak bir üretim modeline geçmesi ve sanayiyi yeniden ön plana alması gerekiyor.
“DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI'NI YENİDEN KURACAĞIZ”
Bunun için de planlamaya ihtiyaç var. Piyasa ve planlama birbirini tamamlamalı, kamu yeniden aktif rol oynamalıdır. Benim de içinde yetiştiğim ve 20 yıl çalıştığım Devlet Planlama Teşkilatı'nı (DPT) yeniden kuracağız. DPT; Türkiye'nin sorunlarını bilen, krizleri yaşamış, müthiş bir bilgi ve tecrübe birikimi olan kadrolara sahipti. Önce bakanlığa dönüştürüldü, sonra Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı'na devredildi ve o kurumsal hafıza yok edildi. Kamunun yeniden aktif rol alması şarttır. Nasıl 1930'lu yıllarda büyük krizden sonra devlet işin içine aktif biçimde girip Etibank'ları, Sümerbank'ları, Şeker Fabrikalarını kurduysa; bugün de teknolojinin gelişmesinde ve teknolojik altyapıda devlet öncülük yapmalıdır. Kamusuyla, özeliyle stratejik bir koordinasyon içinde çalışılmalıdır. 50 yıl önce Çin ve Güney Kore ile aynı seviyedeydik; şimdi onlar fersah fersah önümüze geçtiler. Müthiş rekabetçi bir dünyada kaynakları doğru ve yerinde kullanmak zorundayız.
“FON KRİZİNDEN SONRA YOK OLAN GÜVENİ YENİDEN KURMAK ZAMAN ALACAK”
Sermaye piyasası önemli bir kaynaktı ancak yaşanan fon krizinden sonra o güven sarsıldı. İnsanlar yeniden kriz olabileceğini düşünerek güveni kaybetti. Yok olmuş bir güveni yeniden kurmak kolay değildir, zaman alacaktır. Büyümenin artması, bölüşümün adil hale gelmesi, bunların demokratik standartlar içinde yapılması ve sürdürülebilirlik esastır.
Maliye literatüründe 'kuşaklar arası bütçeleme' diye bir kavram vardır. Bugün yaptığınız harcama, vergi ve borçlanmanın gelecek kuşakları nasıl etkileyeceğini bilmeniz gerekir. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalan borçları 1954 yılına kadar ödedi. IMF borçları ödendi ama AKP iktidara geldiğinde, 2002 sonunda 131 milyar dolar olan dış borç bugün 525 milyar dolara yükseldi! Bir de bunun faizleri var. Ayrıca arada 65 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. Şimdi de yıllar önce maliyetini çıkarmış köprüleri, otoyolları özelleştirmeye çalışıyorlar. Bu, altın yumurtlayan tavuğu kesmektir! Yarın gelecekte kazanacağınız parayı bugünden birilerine verip harcatmaktır. Bunun altında bir rant ekonomisi ve servet transferi yatmaktadır.
“2 YILDA MERKEZ BANKASI'NA 1,5 TRİLYON LİRA ZARAR ETTİRDİLER”
Kur Korumalı Mevduat (KKM) sisteminde 2 yıl içinde Merkez Bankası 1,5 trilyon lira zarar etti. Bankaların yüksek kâr ettiği dönemde, %55'i Hazine'ye ait olan ve kâr edip vergi ödemesi gereken Merkez Bankası zarar ettirildi. Büyük parası olanlar bu modelle devasa paralar kazandılar. Bu anlayışla ekonomiyi iyiye götürmek mümkün değildir.
“TÜRKİYE EVLATLARINI YURT DIŞINA KAÇIRIYOR”
Türkiye son 2-3 yıldır %3 - %3,5 büyüyor. Oysa Türkiye'nin 1923'ten bu yana tarihsel ortalama büyüme hızı %5'tir; Türkiye rahatlıkla %6 büyüyecek potansiyele sahiptir. Ancak nasıl büyüyeceğiniz, teknoloji yoğunluğunu nasıl artıracağınız önemlidir. Biyoteknoloji, nanoteknoloji, genetik, yapay zekâ ve nesnelerin interneti alanlarına yatırım yapmalı, insan gücünüzü yetiştirmelisiniz. Türkiye bugün yetiştirdiği çocuklarını yurt dışına gönderiyor; müthiş bir beyin göçü var. Eskiden yurt dışında eğitim görenler geri gelmiyordu, şimdi Türkiye'de yetişen yazılımcılar, doktorlar ülkeden gidiyor. Biz bu düzeni değiştirip, eğitimi, üretimi, adaleti ve liyakati yeniden bu topraklarda egemen kılacağız.”
09.10.2026
09.10.2026
09.10.2026
09.10.2026
09.10.2026
09.10.2026
09.10.2026