21.05.2026
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, kamuoyunu meşgul eden "mutlak butlan" tartışmalarına sert tepki gösterdi. Butlan iddiasını "süreç odaklı, yapay bir kumpas ve deli saçması" olarak nitelendiren Emre, Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’in bu kumpası normalleştiren açıklamaları nedeniyle kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildiğini açıkladı. Emre, “Butlan gelmez, gelirse de göreceği var. Sayın Erdoğan ellerini ovuşturuyor ama CHP bölünmeyecek; ilk seçimde halkın iktidarını kuracağız” dedi.
CHP Sözcüsü Emre, MYK toplantısı sonrası, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
“EV GENCİ ORANINDA AVRUPA BİRİNCİSİYİZ”
Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi geçtiğimiz Salı günü 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramıydı. Bizim ülkemizdeki gençlerin durumu gerçekten içler acısı. Bu vesileyle gençlerimizin durumuna ilişkin bazı tespitleri sizlerle paylaşmak istiyorum ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim gençlerle ilgili hayallerimiz, planlarımız ne bunlarla görüşlerimizi sizlerle paylaşacağız.
Değerli arkadaşlar, bakın Türkiye’de 15 – 24 yaş grubundaki genç nüfus 12 milyon 708 bin. TÜİK’in rakamı. Şimdi bu genç nüfus üzerinde yapılan çeşitli araştırmalar var. Bunlardan biri DİSK’in araştırması. Burada geniş tanımlı işsiz sayısı bu çocuklarımız içerisinde 2 milyon 534 bine ulaşmış. Yani yüzde 38 civarında geniş tanımlı işsiz oranı var. Yine bize bazı veriler gösteriyor ki Avrupa’da bu alanda maalesef kötü birinciliklerimizden biride bu alanda. Bizde ne eğitimde, ne istihdamda olan milyonlarca evladımız evde oturuyor. Ev genci diye tabir edilen bir kitle var. Bu oran AB üyesi ülkelerde ortalama yüzde 9 iken bizde yüzde 20 seviyesinde. Bununda üzerine çıkmış.
Şimdi değerli arkadaşlar, bu ne demek? Üniversite diploması olan ama iş bulamayan, mühendislik okumuş, mimarlık okumuş, öğretmenlik okumuş milyonlarca genç iş bulamadığı gibi umudunu da kaybetmiş evde oturuyor. Bunun yanında iş bulup çalışanlarda kendi branşlarının dışında güvencesiz bir şekilde çalışmak durumunda bırakılıyorlar. Yine bir başka araştırma diyor ki, bizim ülkemizde şuanda 1 milyon 953 bin 15 – 25 arasında işçi bulunmaktadır. Bakın bu genç işçilerin resmi sendikalaşma oranı, hani 1 Mayıs’ta Sayın Erdoğan dedi ya ülkemizdeki sendikalaşmanın önündeki engelleri kaldırdık biz dedi iktidarımızda. Resmi olarak baktığınızda yüzde 6,3’tür. Ancak kayıt dışı istihdam edilenler dahil edildiğinde bu oranında 3,8 seviyesinde olduğunu görüyoruz.
GENÇLER KÜLTÜRDEN VE GELECEKTEN MAHRUM BIRAKILDI
Yine toplum gönüllüleri vakıfının yapmış olduğu Türkiye’de 100 genç olsaydı araştırmasında gençlerin yüzde 25’i son 3 ay içerisinde herhangi bir kültürel etkinliğe katılmamış, yüzde 51’i konsere gitmemiş, yüzde 62’si sinemaya gitmemiş, yüzde 92’si tiyatroya gitmemiş, yüzde 75’i müzeye gitmemiş. Şimdi bu rakamlara baktığımız zaman ülkemizdeki gençlerin ne kadar mutsuz olduğunu, ne kadar kötü durumda olduğunu görüyoruz. Yine Habitat Derneğinin raporuna göre gençlerin yüzde 20’si eğitimine başka bir ülkede devam etmek istiyor. Ve yüzde 28’i de kendisine kendi ülkesinde bir gelecek hayal edemiyor. Hayali yurtdışına çıkmak, orada çalışmak. Hal böyleyken mevcut iktidar 19 Mayıs’ta yüzeysel bir etkinlik yaptı. Olmayanı gerçek gibi gösteren aslında fiyaskoyla sonuçlanan bir PR çalışması oldu. Kocaeli’de Gençlik Şöleni, biliyorsunuz izlemişsinizdir. Buna iktidarı destekleyen yandaş kalemlerin 100 bin katılım dediği, halbuki salonun dahi 35 bin kişilik olduğu, gençlerin çoğunun WhatsApp gruplarında toplantının AK Parti'nin bir toplantısı olduğunu bilmediğini, yurttan götürüldüğünü, okuldan götürüldüğünü, kameralardan saklandığını söyledi. Yani Genel Başkanımız da burada ifade etti. Hakikaten ibretlik bir durumla karşı karşıyayız. İktidarın işi varsa yoksa algı. Ben algıyı nasıl yöneteyim? İnsanları nasıl kandırayım? Gerçek bu iktidarın umurunda değil.
Şimdi değerli arkadaşlar, bu tabii sonuç. Yani kötü yönetimin sonuçlarını yaşıyoruz. Bugün bizim yıllardan beri övündüğümüz işte Avrupa'ya göre genç nüfus, dünyada genç nüfusuz. Bunun avantajı, bölgesel anlamda ciddi anlamda avantajını göreceğiz söylemlerin son dönemde açıkçası bunun da gitgide boşa düştüğünü görüyoruz. Çünkü genç nüfus oranının yüzde 14,8'e kadar gerilediğine şahitlik ediyoruz. Yine ülkemizdeki doğum oranındaki düşüşü düşündüğümüzde önümüzdeki dönem böyle giderse bu gidişatı değiştirmediğimiz sürece nüfusumuzun yaşlandığı, ekonominin iyice daraldığı bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıya kalacağız. Düşük asgari ücrette, emekliye verilen maaşta, enflasyonda Avrupa birincisi olan Türkiye doğurganlık oranında da sonlarda yerini alıyor. Sayın Erdoğan sürekli her katıldığı toplantıda konu aile, çocuk olduğunda üç çocuktan bahsediyor. En az üç çocuk yapın diyor. Ancak Sayın Erdoğan'ın o ekonomik rafa sadece kendi dar çıkar grubuna sunduğu gerçeği karşısında gençlerin gerçek anlamda durumundan haberi yok. Ülkemizde gençlerimiz açlık ve yoksullukla uğraşmakta, boğuşmaktadır.
CHP’DEN BEŞ ANA BAŞLIKTA “GENÇLİK GÜVENCESİ PAKETİ”
Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında beş ana başlıkta biz gençlerin problemlerine çözüm bulacağız. Bunlardan birincisi eğitim, ikincisi sağlık, üçüncüsü istihdam, barınma ve ekonomi alanlarında bütünleşik gençlik güvencesi paketimizi önümüzdeki dönem gençlerin değerlendirmesinde sunacağız. Bu kapsamda ilk önce eğitimden başlayacağız. Ülkemizde kaliteli eğitim olacak. Ülkede sadece varlıklı ailelerin çocuklarının ulaşabildiği sınıfsal bir avantaj olmaktan çıkartacağız eğitimi. Devletin okullarında yeterli öğretmen, güvenlik görevlisi, sağlık personeli atamalarını muhakkak gerçekleştireceğiz. Yine okullarda bir öğün ücretsiz okul yemeği, ücretsiz temiz içme su uygulamasını tüm Türkiye'de yaygınlaştıracağız. Bizim okullarımızda uyuşturucu, suç çeteleri ve akran zorbalığına karşı kararlı ve etkili önlemler alacağız. Liseyi bitiren her gencin iyi bir yabancı dil bildiği, dünyadaki akranlarıyla rekabet edebilecek teknolojik kabiliyetlere haiz olmasını sağlayacağız. Bir yılda öğretim burslarını 1,5 çeyrek altın seviyesine yükselteceğiz. Cumhuriyet yurtları ile öğrencilerimizin barınma sorununu aşacağız. 25 yaş altı her gence iş, staj ve eğitim sunulmasını garanti eden genç istihdam garantisi programını uygulayacağız. Adil staj yasasını çıkartacağız. Genel sağlık sigortası ile borçlarını sileceğiz. İlk bilgisayar ve ilk cep telefonundan tüm vergileri kaldıracağız. Bizim açımızdan ülkemizdeki en büyük, en önemli problemlerden biri ne? Nepotizm. Mülakatlarla hayatları elinden alınan, hakları yenen milyonlarca gencin yaşadığı haksızlığı ortadan kaldıracağız. Kamuda mülakatta amasız fakatsız mülakatı kaldıracağız. Avrupa'nın en pahalı ve en kötü internetine bizim gençlerimiz mahkum olamaz. Hızlıca 5G'den 6G'ye geçişi yurt genelinde hızlıca gerçekleştireceğiz değerli arkadaşlar. Ve bizim ülkemizde gençlerimiz vizesiz Avrupa, yasaksız Türkiye'de yaşayacak.
EMEKLİ MAAŞI 2002’DE 8 ÇEYREK ALTINDI, BUGÜN İKİ ÇEYREK ALTIN
Kıymetli yurttaşlarımız, önümüz bayram. Biliyorsunuz bu ülkedeki en zor durumda olanların en başında kim gelir desek asgari ücretli. Emeklinin durumu. Bu iktidarın sefalete sürüklediği, adeta düşman hukuku uyguladığı toplum kesimlerinin başında emekliler geliyor. 20 bin liralık emekli maaşı. Ortalama emekli maaşının 22 – 23 bin lira seviyesinde olduğu bir durumda bu iktidardan önce bir emekli en düşük emekli maaşıyla bakın 1,5 kurbanlık koç alabiliyordu. Bugün gelinen noktada bir kurbanlık ortalama 45 bin lira. Emekliler aldıkları 20 bin lira ile yarım kurbanlık dahi alamaz durumdalar. Altın hesabına vurursanız AK Parti iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşıyla 8 altın alınabiliyordu. Şu anda iki çeyrek altın alınabiliyor. Bakın şurada gösterelim. 2002 yılı emekli maaşı 8 çeyrek altın alınabiliyordu. Şu andaki hal bu. Hani Türkiye güllük gülüstanlık uçuyoruz, dünya bizi kıskanıyor dedikleri noktalardan biri bu.
İkinci tabloya bakalım. Bakın, bayram ikramiyesi bir önceki sene 2025'le baktığımız zaman 8 kilo kıyma alınabiliyordu 4 bin liralık bayram ikramiyesiyle. Şu anda 4 kilo kıyma alınabiliyor. Yarısı. Bunu domates alımına baktığınızda 200 kilodan 80 kilolara düştüğünü görüyoruz. Yine demin ifade ettim. Bakın 2002 yılı göreve geldiklerinde 1,5 kurbanlık alıyordu. Şu anda yarısını alamaz durumda. Türkiye'nin esasında gerçek gündemi bunlar.
Değerli arkadaşlar, bakın biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki emekliye sadaka gibi ikramiye verilmez. Emekli ikramiyesi en az bir asgari ücret seviyesinde olması lazım ki emekli dediğimizde insanların aklına yoksulluk gelmesin. Torununa harçlık verebilsin. Asgari düzeyde olsa da geçimini sağlayabilsin. Hayatını yaşayabilsin. İşte tek yıldızlı motellerde 3-4 emeklinin bir odayı paylaştığı Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.
YABANCI YATIRIMCI SON 20 YILIN EN DÜŞÜK SEVİYESİNDE
Kıymetli yurttaşlarımız, çeyrek yüzyıllık dönemde Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı ekonomide istediği parayı bir türlü bulamadığından çıkarmak istediği 8. vergi paketiyle ülkemizi bir kez daha ve bu kanunları defalarca tekrarladılar. Sakıncalarına hep işaret ettik. Ülkemizi bir kez daha kara paranın uyuşturucu baronlarının merkezi haline getirmek istemektedir. Ülkede hukuk, adalet olmadığı için doğrudan gelen yabancı yatırımcı sayısı 2026 yılı itibariyle son 20 yılın en düşük seviyesindedir. 2.7 milyar dolara gerilemiştir. Ki bunlar da yani kısa yoldan pasaportumuzu almak için emlak alıp para getirenler. Yatırım yaptığını düşünmeyin. İstihdama katkısı yok denecek kadar az. Çünkü faiz lobilerine milletin parasıyla kaynaklar aktarılırken kimse bu ülkede sağlıklı bir şekilde yatırım yapmak istemiyor.
Bakın kıymetli yurttaşlarımız, sadece bu yılın ilk 4 ayında faize ödediğimiz para 1.1 trilyon lira. Aynı dönem içerisinde yatırıma ayrılan para ise 242 milyar. İşte böyle bir döngüde ekonominin düzelmesi mümkün değil.
RESMİ GAZETE’DE BİR GECEDE 145 FUTBOL SAHASI BÜYÜKLÜĞÜNDE ORMAN YOK EDİLDİ
Değerli yurttaşlarımız, biz basın toplantılarımızda bu ülkenin zenginliklerinin, bu ülkenin varlıklarının ta cumhuriyet döneminden beri kurulan fabrikalarının nasıl çok ucuz rakamlara, yerli yabancı işbirlikçilere peşkeş çekildiğini anlatıyoruz. Ve bir yandan da ülkemizin doğasının, güzelliklerinin, milli parkların satıldığı, talan edildiğinden bahsediyoruz. Ancak iktidar hal böyleyken ne var ne yok satmaya devam ediyor. Daha yeni 19 Mayıs Salı günü Sayın Erdoğan'ın imzasıyla resmi gazetede 11346 sayılı bir kararname yayınlandı. Buna göre 23 ilde toplam 1 milyon metrekare alan orman vasfından çıkartıldı. Yani 145 adet futbol sahası büyüklüğündeki bir alan daha talana, imara açılacak. Üzülerek ifade ediyorum ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir iktidar, hiçbir dönem kendi ülkesine, kendi insanına, kendi dağına, ormanına, denizine bu kadar zarar vermedi. Ülkeyi parsel parsel satarken bu halkın geleceği özgürce yaşaması için mücadele edenleri, daha iyi bir Türkiye hayali kuranları da hapislerde tutuyorlar. Hapiste susturmak istiyorlar. Bu ülkenin yetiştirdiği çok kıymetli, tarihimizde iz bırakan ozanları vardır. Bunlardan bir tanesi de Aşık Mahsuni Şerif’tir. Bakın gelinen noktada Ankara Birlik Tiyatrosunun 600 kez oynanan Aşık Mahsuni Şerif oyunu Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesinde bir ilçe milli eğitim müdürü tarafından efendim değerlerimiz açısından sakıncalı bulunuyor ve sahnelenmesine izin verilmiyor. İşte bir ülkenin çöküşü nasıl olur dediğimizde ekonomide kötüye gider, adalette kötüye gider, kendi kültürüyle kavga eder, kendi insanıyla kavga eder. Bu ülkenin bağrından kopmuş, Anadolu'da yetişmiş ozanların sesine, oyununa, düşüncesine dahi tahammül edemez. Neyden rahatsız olursunuz siz?
“FOTOĞRAFLARDAN KORKUYORLAR, BELEDİYE BAŞKANLARIMIZIN SESİNİ KISIYORLAR”
Kıymetli yurttaşlarımız, Cumhuriyet Halk Partisi olarak son seçimlerin birinci partisi ve o seçimden bugüne kadar da yapılan tüm araştırmalarda ülkenin birinci partisi pozisyonda olarak sürekli AKP'nin ele geçirdiği yargı kollarının saldırısı altındayız. Başta Sayın İmamoğlu olmak üzere milyonlarca oy alan belediye başkanımız hapiste ve sudan gerekçelerle. Tek bir gün yok ki Silivri'deki yapılan duruşmalarda yeni bir skandal patlak vermesin, yeni bir kumpas çökmesin. Bunlara değineceğiz. Ancak bizim belediye başkanlarımızın öyle bir nokta ki sesini kıstılar, fotoğrafına dahi tahammül edemiyorlar. 18 Mayıs tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bir yazı yazıyor kaymakamlıklara. Diyor ki Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları Sayın İmamoğlu olmak üzere 14 belediye başkanını sayıyor. Diyor ki bunların fotoğrafını her taraftan kaldıracaksın. Öyle ya madem siz tezlerinizde çok haklısınız. Madem bu insanlar kötü suçlar işledi, madem biz hesapta sizin iddianıza göre sokağa çıkamayacak halde olacaktık, insanların fotoğrafından niye korkuyorsunuz? İşte bu iktidarın çaresizliğine işaret ediyor.
İTİRAFLAR GERİ ÇEKİLİYOR: MURAT KAPKİ’NİN BEYANLARI
Değerli arkadaşlar, sürekli kumpaslarla karşı karşıyayız dedik. Orada yaşanan hadiselerden bahsettik. Mesela İBB davasında hani diyor ya önceki başsavcı, şimdiki adalet bakanı işte etkin pişmanlıktan ifadesini çeken kimse yok diye. Geçtiğimiz hafta Murat Kapki isimli bir sanık dedi ki ben öyle bir noktaya geldim ki malıma el koydular. Beni içeri attılar, aileme soruşturma açtılar. Eşimle tehdit ettiler. Bana Roma'yı sen mi yaktın deselerdi kabul ederdim. O noktadaydım. Ben hayatımda İnan Güney’i görmedim mesela. Ama İnan Güney’i suçladım ve döndü orada İnan Güney'e yani Beyoğlu Belediye Başkanımıza hakkını helal et, özür diliyorum senden dedi. Artık yeter dedi. Benim ağzımdan insanlara iftira attılar dedi.
SİLİVRİ’DE AVUKATLARDAN GİZLENEN TUTUKLU SKANDALI
Değerli arkadaşlar, bu bir örnek. Onlarcasında benzerini görüyoruz. Yalnız şunu da tabii ifade etmek isterim. Her bir hafta hukuken daha büyük bir skandalla karşı karşıya kalıyoruz. Daha büyük eziyetleri görüyoruz. Şimdi yeni bir aşamaya geçildi. Tutuklanan kimselere soru dahi soramıyorlar. Tutukluyorlar. Ondan sonra da diyorlar ki sen şu tarihte şu kişinin şoförüydün. Gel iftira at çık. Yoksa çıkamazsın. Bunlardan bir tanesi ve ifadesini de göstereceğim sizlere. Böyle bir dosya, böyle bir ifadeyle Türkiye Cumhuriyeti'nde bugüne kadar tutuklanan hiç kimse olmamıştı. Bakın adamı hiç tanımam. Şuna bak. Şüpheli ifade tutanağı, tek sayfa. Sorulan soruya bir soru sormuşlar şöyle bir cevap. Bir soru. Adamın adı da Gökhan Cumali. Tutukluyorlar. Geçtiğimiz hafta İstanbul'da Turgut Koç isimli bir şahıs tutuklanmıştı. Onun şoförü. Onu tutuklamışlar. İfade bu. Yani somut yöneltilen bir suçlamaya dahi ihtiyaç duymuyorlar. Eskiden FETÖ ile işbirliği içerisindeyken FETÖ çeşitli kumpaslar kurardı, dosyaları doldururdu ama bu dönem ona da ihtiyaç duyulmuyor. Şimdi bakın bu kişiyi söyledim. Bu kişiyle ilgili bugün tarafımıza değişik bir bilgi ulaştı. Avukat 19 Mayıs 15.10'da Silivri 3 noluya gidiyor. Diyor ki ben müvekkilimle görüşmek istiyorum. Diyorlar ki görüşemezsin. Niye? Kurum dışında. Nereye gitti bu adam? Bilgi veremeyiz. Avukatı ilgili kişinin eşini arıyor. Diyor ki eşin kurum dışındaymış. Diyor ki mümkün değil 15 dakika önce biz görüntülü konuştuk cezaevinden. Oradaydı diyor. 19 Mayıs'ta 22.20'de başka bir avukat gidiyor. Bakın skandala bakın. Diyor ki kurum dışında yine. Ya nereye gider bu adam tutuklu? 20 Mayıs 9.30'da yine avukat gidiyor. Bir de kurum dışında gizlilik sebebiyle bilgi veremeyiz diyorlar. Yine kurum dışında deniyor. Nereye götürüyorlarsa. Saat 10.00'da bu sefer Gökhan'ın eşi kapalı görüşe gidiyor cezaevine. Gökhan'la görüştürülüyor. Gökhan'a diyor ki ya sen neredesin? Avukatlar geliyor senin olmadığını söylediler. O da diyor ki yo bütün gün buradaydım. Şimdi bir avukat görüşünden uzaklaştırıyorlar. Sonra öğle saatlerinde bizim milletvekillerimiz burada bir gariplik ortaya çıkınca Tahsin Ocaklı ve Ali Gökçek gidiyorlar. Yine kurum dışında olduğu söyleniyor. Peki 21 Mayıs 09.00'da avukatı tekrar Silivri cezaevine gidiyor. Diyor ki müvekkiliniz Çağlayan’a sevk edildi. Ya diyor nasıl olur benim haberim yok avukatı olarak. Çağlayan'a gidiyor avukat. Savcı kalemi tarafından Gökhan'ın orada olduğu söyleniyor. İfade almak için getirildiğini söylüyorlar. Peki Tahsin Ocaklı milletvekilimiz ve avukatı 3 gündür neden böyle bir durum yaşandığını sormak için başsavcı vekiline gidiyor. Görüşme sonrası dosya savcısı katibini tekrar arıyor ifade almaktan vazgeçti savcı diyor ve tekrar geri götürülüyor.
Şimdi değerli arkadaşlar, bakın bunlar görülmüş şeyler değil. Hani diyoruz ya işkence yok diye. Burada bir psikolojik işkence var. İnsanları baskı altına alıp iftiracıya zorlamak ve bunun da haklarında soru dahi sormadan, soramadan, delil dahi oluşturmadan önce bir tutukluyorlar. Git cezaevine derdini anlat. Böyle bir ülkenin gerçekten düzelmesine, gelişmesine imkan yok.
Şimdi kıymetli yurttaşlarımız, bir yandan da çok garip yargı uygulamaları devam ediyor. Hani İBB davasında yok şu kadar kamu zararı var dediler, bilmem neler hepsi fos çıktı ya. Size bir örnek daha anlatmak istiyorum. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı İstanbul Altın Rafinerisi İddianamesi. 6 Ekim 2025'te operasyon yapılmış, 543 milyon dolarlık sahte ihracat beyanı var diyor. Örgüt lideri dahil hepsi tahliye oldu değerli arkadaşlar. Bakın ben neden tahliye oldular demiyorum. Tutuksuz yargılama esastır. Ama siz böylesine büyük iddia, böylesine milyonlarca dolarlık kamu zararı, örgüt liderinin halasına ait evde 356 kilo altının bulunduğu. Yani ne yapıyor? 2 milyar 330 milyon. İşte böyle bir durumla karşılaştığınızda insanların yargıya olan inancı kalmadığı gibi arkadan şu sorular geliyor. Acaba bu kişiler nasıl tahliye oldu? Hangi avukatları gitti gördü? Kimi buldu, hangi aracılar buldu? Öyle ya HSK'ya şikayetler yağıyor. Para verdim, çıktım diyen tutukluların, sanıkların olduğu bir Türkiye gerçeğiyleyiz.
“KADIN VEKİLLERİMİZE YAPILAN BEL ALTI İFTİRALARA KARŞI DAYANIŞMA GÖSTERMELİYİZ”
Kıymetli yurttaşlarımız, bizim partimizin altını çizerek ifade edeyim. Bugün itibariyle yeni çıkan bir araştırmaya göre PR araştırma bizi yüzde 35, yüzde 31 rakibimizi gösteriyor. Arada net olarak 4 puanlık bir fark var. Ve biz bunca kara propagandanın, bunca iftiranın ortasında bu sefer de çok daha çirkin kadın vekiller üzerinden, aileler üzerinden iftiraların yayıldığı, arkadaşlarımızın namusuna laf uzatıldığı bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıya kaldık. Maalesef bunu da başından beri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminden itibaren Akın Gürlek'in yaptığı operasyonları savunan aynı hesaplar, aynı sayfalar, aynı kişiler. Bu kez de bakıyorsunuz arkadaşlarımızın namusuna, iffetine yönelik çok çirkin bel altı iftiralar yapıyorlar. Ve burada değerli arkadaşlar şunu da söylemek lazım. Yani bugün Türkiye'de siyaset yapan, farklı siyasi partilerde bulunan başta kadın siyasetçiler olmak üzere ciddi bir dayanışma göstermesine, bu kirliliğe karşı, bu iftira düzenine karşı bir arada durması lazım. Biz neden hedef olduğumuzu biliyoruz. Yurttaşlarımız da biliyor. Bizi bir şekilde yolumuzdan döndürmek istiyorlar. Bir şekilde partimizi karıştırmak istiyorlar. Ve burada şunu da ifade edeyim. Bir süredir hukukta yeri olmayan, saçma sapan bir butlan tartışması var. Yani bugüne kadar Yüksek Seçim Kurulu'nun genel uygulamalarının dışında Yüksek Seçim Kurulu'nun anayasal yetkisini gasp etmekten bahseden, her ne kadar ilk derece mahkemesince reddedilse de sürekli ha bugün butlan kararı çıktı, ha parti bugün şöyle oldu, böyle oldu diye partinin de içini karıştırmak istenen bir akıl var. Yurttaşlarımız önce şu soruyu kendi kendine sorsunlar. Bugün Cumhuriyet Halk Partisinin oyu yüzde 35 değil de 15, iktidarın oyu da 45 olsaydı Allah korusun bu davaların hiçbiri olur muydu? Bu soruşturmalar olur muydu? Bugün efendim butlan yani hukukçular bilir. Bir işlemdeki kurucu unsurun bulunmaması. Yani bunun Türkiye'de yaşanan kongrelerle, kurultaylarla ilgisi olan bir durum değil. Bakın çok açık ifade edelim. 2023 yılında gerçekleşen kurultayımız ki o zaman ben Seçim Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak televizyonlara çıktım, anlattım dedim ki ya son bir kez daha Sayın Kılıçdaroğlu’na oy verin yerel seçimden sonra değerlendirmesini yaparız dedik. Ama delege farklı düşündü. Delege başka bir yönde irade gösterdi. Demokrasi böyle bir şey. Birinci tur geçti. İkinci turda yine iradesi sandığa yansıdı. Üzerinden geçti bir olağanüstü kurultay daha yapıldı. Olağan kurultaylar yapıldı. Ya dört kere irade ortaya çıktı. Şimdi 3 yıl öncenin durumuna partiyi götürüp böyle geçmişe Sayın Erdoğan planlıyor arkadaşlar. Acaba geçmişe ışınlandırıp da Cumhuriyet Halk Partisi'ni kaotik bir durumun içine sokabilir miyim diye. Cumhuriyet Halk Partisi türlü badireler atlatmış bugünlere gelmiş. Türkiye'nin en köklü partisidir ve önümüzdeki döneme de birlik bütünlük içerisinde yürümek tarihi sorumluluğudur. Çünkü bu açmazdan, ülkemizi bu kaostan bizim iddiamız biz çıkartacağız. Toplumsal muhalefete önderlik yapma gibi bir iddiamız var. Sorumluluğumuz var. Bizim partimize hiçbir şekilde kimse kara çalamaz. Türlü türlü iftiralar atıyorlar. Bakın baktığınız zaman bunların hiçbiri ispatlanamıyor, görüntülenemiyor. Efendim duymuştum, öyle demişti, böyle olmuştunun ötesine geçmiyor. Ve bugün Sayın İmamoğlu oradaysa halk tarafından ciddi karşılığı olduğu için, Sayın Erdoğan kendisi için tehdit gördüğü için orada. Bugün Cumhuriyet Halk Parti saldırıya uğruyorsa bu Türk siyasetine yapılan bir saldırıdır. Sandıkla iradenin, milli egemenliğin, halk iradesinin sandığa yansımasına, sandıkla iktidarın değişmesine yönelik saldırıdır. Bu sadece bizim problemimiz değildir. O nedenle de partimizi karıştırmak için sürekli sabahtan akşama kadar gerek sosyal medyada, gerek televizyon programlarında yalan yanlış haberler yapan kimselere itibar etmeyin. Biz her türlü hoşgörüyü gösteren bir anlayışla partimizi yönetiyoruz. Bununla birlikte Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi yetkiyi partinin kıymetli üst kurul delegelerinden almıştır. Yetki ve sorumluluk özdeştir. Eğer bir alanda yapmanız gerekeni yapmazsanız sorumluluğunuzu yerine getirmemiş olursunuz.
HASAN ÖZTÜRKMEN KESİN İHRAÇ TALEBİYLE DİSİPLİNE SEVK EDİLDİ
Bu kapsamda bugün itibariyle üzülerek ifade ediyorum. Gaziantep milletvekilimiz Hasan Öztürkmen'in butlan karşısında, butlan gelirse buna karşı sergileyeceğimiz tavır şu olur bu olur şeklinde butlanı normalleştiren, böyle bir kumpası sanki olabilirmiş gibi bahsetmesi bizim açımızdan bizim partimize yönelik bir darbe girişiminden bahsedilmesidir. Bu hiçbir şekilde meşru gösterilemez. Kendisi milletvekilimizdir. Merkez Yönetim Kurulunda görüştük. Parti Meclisinin gündemine alacağız. Kendisinin kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevkini ilk toplantısında Parti Meclisi karara bağlayacak. Kendisi milletvekili olduğu için bu konuda yetki Parti Meclisinde. Bunu da buradan sizlerle paylaşmış olayım.
Değerli arkadaşlar, kıymetli yurttaşlarımız. Evet, zor günlerden geçiyoruz. Mücadele ediyoruz, direniyoruz. Biz buna mecburuz. Gençlerimizi, çocuklarımızı biz umutsuzluğun o dip kuyusundan çıkartacağız. Onlara güzel bir gelecek bırakacağız. Çeyrek yüzyıllık dönemde çok acılar yaşandı. Çok üzüntüler yaşandı. Çekildi. Artık bizim insanımızın mutlu olmaya hakkı var. O nedenle de bıkmadan, usanmadan çalışmaya devam edeceğiz. Biz hiçbir şekilde hak yemedik. Hakkımızı da yedirmeyiz.
Benim söyleyeceklerim bunlardan ibaret. Sorularınız varsa alabilirim arkadaşlar.
HASAN ÖZTÜRKMEN KESİN İHRAÇ TALEBİYLE DİSİPLİNE SEVK EDİLDİ
Soru- Mutlak butlan konusunda kamuoyu iki gündür bunu tartışıyor. Kulislerde bu konuşuluyor. Bunun konuşulmasını gerektirecek az önce de sizin bahsettiğiniz gibi şu an milletvekilleriniz de var. Eski milletvekilleri de var. Kemal Bey'in açıklamaları da var. Ben öncelikle şunu sormak istiyorum. Yarın Cuma günü ve Kılıçdaroğlu'na yakın bazı isimlerle görüştüğümüzde Cuma gününü işaret ediyorlar. Böyle bir beklentiler olduğunu söylüyorlar. Böyle bir karar çıkarsa yol haritanız ne olacak efendim? Bayram öncesinde özellikle böyle bir kararın çıkması durumunda nasıl bir yol izleyeceksiniz?
Zeynel Emre- Şimdi dikkat ederseniz bir yıldan beri birçok kereler, birçok Cuma, birçok gün tarih verilerek butlan kararı çıkacağı yönünde açıklamalar oldu. Esasında bunları yapılan televizyon programlarında ilgili kişiler halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunu işlediklerini ifade edelim. Niye? Diyorlar ki şu tarihte yüklendi. Bakıyorsun çıkmıyor. Efendim şu tarihte çıkacak ve bunları yani çok kendinden emin bir şekilde milyonlarca paylaşabiliyorlar. Nasıl olsa ben iktidar destekçisiyim. Nasıl olsa hukuk bana dokunmaz diye. Dolayısıyla bunun bizim tarafımızdan hani hakikaten bir gerçekliği yok. Ve kaldı ki bakın, gerek önceki yönetim, önceki Genel Başkan döneminde gerekse de 2023'ten itibaren Sayın Özgür Özel liderliğinde Cumhuriyet Halk Partisi çok kereler yargıya karşı, yargı kararlarına karşı yeri geldi yürüyüşler yaptı, yeri geldi oturma eylemleri yaptı, mecliste protestolar düzenledi. Yani bu ülkedeki yargının tarafsız ve bağımsız olmadığını, iktidarın bir arka bahçesi haline geldiğini herkes bilir. Bugün bu ülkede bu iktidar gelinceye kadar 7 bin hakim, savcı vardı. O 7 binden bugün geriye 1000 kişi kaldı. Şu an 25 bin var. Birçok yerde ilçe başkanları falan alındı hakim yapıldı. Avukatlıktan geçildi. Bunları görüyoruz. Kritik yerlere hep özel atamalar yapıldı. Allah aşkına şimdiki Adalet Bakanının bir geçmişine doğru baktığınızda normal görüyor musunuz? Bir Ağır Ceza Mahkemesi hakimi kaç yerde heyetiyle birlikte geze geze hep siyasi isimlere ceza verdi. Gitti bakan yardımcısı oldu. Geldi geri başsavcı oldu. İçi boş dosyalarla insanların hayatını kararttı. Büyük zulüm yaptı. Geldi şimdi Adalet Bakanı oldu. Bu tablo zaten talimatlı bir yargı düzeninin içerisinde olduğumuzu, bu yargı düzeninden hiçbir şekilde objektif karar beklemediğimizi, bu kararları kabullenmediğimizi ifade edelim.
Bizim açımızdan, bizim 414 tane belediyemiz var. Bunlar içerisinde biz olumsuz bir durum gördüğümüzde kendi mekanizmamızı işletiyoruz. Uşak Belediyesi'nde gördünüz bunu. Manavgat'ta gördünüz. Dolayısıyla yani bizim kendimizin, partimizin kurallarına, etik değerlerine uymayan, dosyasını incelediğimizde hoşnut olmadığımız, kabullenemediğimiz durumlarda zaten disiplin mekanizmasını işletiyoruz.
Onun dışında değerli arkadaşlar, yani hani defalarca bunlar söylendi. Yani siz baktığınız zaman televizyon programlarındaki bir avuç yandaş dışında, sosyal medyada bir avuç troll dışında ya iktidar partisi cumhur ittifakına mensup siyasetçilerin dahi yapılan haklıdır, meşrudur dediği bir tabloyu görüyor musunuz? Militan olmayanlar dışında azıcık vicdan sahibi, azıcık insaf sahibi, azıcık hukuk bilen herkes olan bitenin ne amaçla yapıldığını da biliyor. Kumpas olduğunu da biliyor. Büyük bir hukuksuzluk olduğunu da biliyor. Yani her geçen gün her bir toplantıda burada vatandaşlarımızla yaşanan hukuksuzluklardan çeşitli parçalar paylaşıyoruz. O nedenle Cumhuriyet Halk Partisi tertemiz bir partidir.
Bu vesileyle şunu da söyleyelim. Geçtiğimiz hafta bir toplantıda Sayın Erdoğan'ın partimize yönelik çok çirkin ifadeleri oldu. Yani işte sanki o yalan ifadeler doğruymuş, haklılık payı varmış gibi Cumhuriyet Halk Partisine yönelik çok haksız ithamları oldu. Dönüp kendi partisine bakması lazım. Olmayan çirkinlik yok, olmayan kötülük yok. Küçücük şeylere tenezzül ediliyor. Kaç tane somut Sayıştay raporunda yakalayıp suç duyurusunda bulunduğumuz var. Gelip de somut rüşvetleri ispatlayıp, ihaleye fesatları ispatlayıp ilgililere bildirdiğimiz dosyalar var. Açık kamu zararları var. Böylesine bir ortamda bakıyorsunuz yargının hiçbir şeye dokunmadığını, söz konusu iktidar ve çevresi veyahut da muhalif görünüp iktidarın ekmeğine yağ sürer bir şekilde davrananların mutlak bir şekilde hukuk koruması altında olduğunu görüyoruz.
Soru- Sayın Emre, uzun süredir suskunluğunu bozdu Sayın eski Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu ve videosunu yayınladığı zaman süreci Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın grup toplantısıyla aynı dakikalara denk gelmesi sizce bir tesadüf mü? Aynı zamanda şunu da sormak isterim. Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcılarından Sayın Mustafa Yılmaz dün bir dikkat çeken değerlendirmesi oldu. Mutlak Butlanın çıkması demek Türkiye'de 45 gün içerisinde baskın seçime gitmesi demektir diye dikkat çekici bir değerlendirmesi var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Zeynel Emre- Şimdi insanların kaygılı olması, kumpaslarla karşılaşırım endişesi taşıması normal. Tabii tüm bunları normalleştirmemek lazım. Yani bu endişeleri taşımak normal ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti köklü devlet geleneği olan, uzun süreli bir çabanın sonrasında cumhuriyetin ilan edildiği, bedeller ödendiği, meclisin açıldığı milli egemenliğe dayalı bir cumhuriyettir. Bunu hiçbir güç ortadan kaldıramaz. Evet, zaman zarar verenler olacaktır. Zaman zaman anayasadan kaynaklı, anayasanın boşluklarından faydalanarak göreve gelip anayasayı dinlemeyen, uygulamayanlar olacaktır. Ama bu durum elbet son bulacak. Yani dolayısıyla ben bu endişeleri görüyorum, duyuyoruz. Kendi aramızda konuştuğumuz ya da diğer partilerdeki arkadaşlarla istişare ettiğimizde de insanların endişesini görüyoruz. Ama bizim ülkeye borcumuz var. Hep birlikte farklı düşünsek de bu ülkeyi şahsım devleti haline getiremeyiz. Buna müsaade etmeyiz. Bu açıklamalar diyorum ya yani dayanışma duygusu zaman konuşuyoruz da şüphesiz önemli. Bu çünkü salt Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir şeyi değil. Yani düşünebiliyor musunuz? Bugün Yüksek Seçim Kurulu oy birliğiyle ki orada bulunan AKP'li temsilcinin de kardeşim olur mu böyle bir şey dediği bir durumda siz kalkıyorsunuz işte 100 yıllık bir birikim. Yüksek Seçim Kurulu'nun yetkisi olduğu açık, anayasa açık. Hemen bir tane mahkeme aracılığıyla tüm bunu tersyüz edecek bir şeyden bahsedebiliyorsunuz.
Evet, söylentiler çok ama ben bunun gerçekleşeceğine inanmıyorum. Ki inanmak istemiyorum. Ha Genel Başkanımız da çok güzel ifade etti. Buttan gelmez. Gelirse de göreceği var.
Soru- Teşekkürler. Gelirse de göreceği var dediniz. MYK'da bu konu gündeme gelmiştir diye tahmin ediyoruz ama CHP olarak Genel Başkan Özgür Özel de sürekli dillendiriyor. Mutlak mutlan konusunun sonuç odaklı değil daha çok süreç odaklı bir konu olduğunu, bu yüzden sürekli gündemde tutulduğunu söylüyor. Ama bir üst mahkemeden yani istinaftan olası bir mutlak butlan kararı çıkarsa B planınız var mıdır? Bunu varsa da açıklamanız mümkün mü? Teşekkürler.
Zeynel Emre- Şimdi hep konuşmaya başlarken diyorum yani en olmazları konuşuyoruz. Aslında bugün Türkiye'nin hakikaten garip bir gündemi oluşuyor bu sayede. Çünkü bu ülkenin yoksulunu, emeklisini, işçisini, ezilen kesimini konuşmamız, çocuklarımızın geleceğini planlamamız lazımken biz yapay gündemlerle meşgul ediliyoruz. İşin bir yönünün de ben de bir süreç okuması olarak böyle değerlendiriyorum. Yani 2 yıldır Türkiye yok yere olmayacak bir şey tartışılıyor. Dolayısıyla buna ilişkin yani Genel Başkanımız söyledi. Biz her türlü saldırı, her türlü kumpas karşısında Cumhuriyet Halk Partisi 103 yıllık koca bir çınar. Elbette çeşitli hazırlıklarımız var. Ama bunu şöyle ifade edelim. Yani böyle bir karar verdi. Cumhuriyet Halk Partililer bunu kabul eder, yönetim kabul eder, seçilmişler kabul eder. Yani böyle bir gerçeklik yok. Hani Türkiye'de bugün kime sorarsanız sorun bu kararın saçma sapan bir karar olacağını ki artık bunu öyle bir noktaya geldi ki yani tirajı komik. Araştırma şirketleri soruyor. İşte bizim partimize CHP'lilere sorduğunda yüzde 99 bunun karşısına çıkıyorsa diğer partilerde de işte yani Cumhur İttifakında da bu yüzde 80'ler seviyesinde falan kimse bunu mantıklı bulmuyor yani. Çünkü kimse kafasında realize edemiyor. Nasıl olacak? Delegeler tarafından seçilmeden nasıl olacak da gelecek böyle bir durum ortaya çıkacak diye. O nedenle bizim tabii her türlü hazırlığımız var ama böyle bir ihtimali görmediğimizi de ifade edelim. Yani çünkü kaç kereler bu sorulara muhatap olundu, kaç kereler toplantı yapıldı, bunun üzerine mitingler yapıldı. Aynı tartışmalar devam ediyor.
Soru- Peki her türlü hazırlığınızın var olduğunu söylediniz. Bu hazırlığın içinde yeni bir parti söz konusu mu?
Zeynel Emre- Şöyle o konu daha önce konuşuldu. Genel Başkanımız da hatırlarsanız geçtiğimiz hafta katıldığı bir televizyon programında partinin kapatılmasına karşı, bir kapatılmaya ilişkin yazı yazılmıştı hatırlarsanız Cumhuriyet Savcılığı tarafından. Buna karşı yapılan bir hazırlık. Yoksa hani butlan oldu partiyi bırak git, başka parti. Bu söz konusu dahi değil yani.
Soru- Efendim Eski Genel Başkanınızın yapmış olduğu açıklamaya milletvekillerinden de destek geldi. Paylaştılar o mesajları. Tabii açıklamanın içeriği malum CHP Genel Merkezinin ve yönetimin aynı zamanda aklanması gereken bir anlamda yolsuzlukların merkezi gibi de yorumlanabilecek ifadeleri var. Ve bu çerçevede de yine Genel Başkanın ‘Sarayın mermeri olma, toprak kol üstünde çiçekler açsın’ sözüne karşılık da ‘Ben eğilmem, gerekirse çiçekler açar üzerimde’ gibi sözleri de var. Bu süreçte bu açıklamalarla ilgili ve aynı zamanda bu açıklamalara destek veren milletvekilleri ile ilgili bir işlem yapmayı düşünüyor musunuz? Yaklaşımınız ne olacak?
Zeynel Emre- Şimdi şöyle, bir defa hani şunu ifade edeyim. Bazen işte arkadaşlar sordu yani gazetecilerden sizce burada kimi kastediyor vesaire diye. Şimdi biliyorsunuz Sayın İmamoğlu tutuklandıktan sonra kendisini önceki Genel Başkanımızda birden fazla kez ziyaret etti. Eşini ziyaret etti. Yapılan haksızlığa işaret etti. Sonra bir dayanışma sandığı kuruldu. Biliyorsunuz 15,5 milyon oy verildi. Kendisi de gitti orada oy kullandı. Daha önceki dönemde görevdeyken de Sayın İmamoğlu’na yönelik kumpaslara karşı çok sert açıklamaları oldu. Sorular geldi. Diğer bazı belediye başkanlarımızı da aynı şekilde ziyaret etti. Yani şimdi açıklamanın bütününe baktığımız zaman şimdi bizim somut tespit ettiğimiz ve bu Cumhuriyet Halk Partisi'nin ilkeleriyle uyuşmaz deyip yollarımızı ayırdığımız isimler var. Demin isimlerine girdiğim için tekrar etmek istemiyorum. Ama bunun dışında hani şurada şu var bak doğruymuş bu haklı çıktı diye bize gösterilebilecek bir şey yok. Yani sosyal medyada bir takım insanların atmış olduğu iftiralar, kara çalmaları üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi işte masum olan insanlara karşı herhangi bir tasarrufta bulunamaz. Kaldı ki eğer hani sizin sorunuza istinaden bunu söylüyorum. Yani bizim İBB başta olmak üzere işte 1000'e yakın çalışma arkadaşımız o operasyonlarla gözaltına alındı. Bakın orada ailelerin yaşadığı büyük dramlar var. Büyük acılar var. İnsanlar sudan gerekçelerle tutuklandı. Bir yıl geçiyor üzerinden daha ortada iddianame yok. Allah aşkına yani bir Gaziosmanpaşa iddianamesi bir yılın sonunda yeni çıktı. O dosyaya bir bakın. Gençlik kollarımızdan gelen, ilçe başkanlığımızı yapan genç bir arkadaşımız halasının evinde oturuyor. Bir mülkü yok, bir şey yok. Somut hırsızlık, rüşvet yaptı, ihaleye fesat karıştırdı diyeceğim bir şey yok. Hiçbir şey gösterememişler dosya ve sudan gerekçelerle bir yerde seçilmiş bir belediye başkanı oradan alınıyor cezaevine. Yerine iktidar partisi kendi mensubu birini oturtuyor. Şimdi böyle bir yargı düzeni olmaz. Yani biz böyle onlarca örneği anlata duruyoruz. Ben toplantılarda açıkça ifade ediyorum başından beri. Bizim ülkemizdeki rüşvet ve ihaleye fesat soruşturmalarında, örgütlü suçlarda birincisi neye bakarsınız. Bir telefon tapesi var mı? Bir fiziki takip tutanağı var mı? Bir görüntü var mı? İftiracıların somut iftirası dışında görgüye dayalı, tanıklık bir ispat var mı? Bütün bunlar yok. Duruşmalar orada açık. O nedenle o duruşmaların yayılmasını, konuşulmasını istemiyorlar. Hani canlı yapacaklardı. Madem bütün bunlar var hani diyorlardı ya Cumhuriyet Halk Partililer sokağa çıkamayacak. Allah aşkına biz bütün illerde saha çalışması yapıyoruz. Milletvekillerimiz gidiyor. Nerede tepkiyle karşılaşıyor? Buna karşın hangi iktidar partisi milletvekili sokağa çıkabiliyor? Milletin derdiyle dertlenebiliyor böyle bir yüzü var mı? Kimsenin yok. Genel Başkanımız 110 miting yapabildi bu süre içerisinde. Tayyip Bey iki tane yapabildi mi? Yani konuyu dağıtmak istemiyorum ama Türkiye'de yargı tarafsızdır, bağımsızdır denirse yani bu yöndeki bir açıklama karşısında açıkçası hani söylenecek söz bulamaz insan. Ne demek yani yargı tarafsız, bağımsız? Yargının kararları ortada. Neden yaptığı ortada?
Değerli arkadaşlar, bakın iş dönüp dolaşıp aynı yere düğümleniyor. Bu iktidardan önce yargının siyasi karar verdiği olmuştur. Ama yargının araçsallaştığı, mevcut iktidarın iktidara gelmek için kullanılan bir araç haline geldiği dönem hiç olmamıştı. Bu ülkede cumhurbaşkanlığı yapan birinin öz yeğeni tutuklanmıştı. Kardeşinin oğlu tutuklanmıştı. Televizyonlarda biz bunları izlemiştik. Yani böylesine bir dönemde şu anda Sayın Erdoğan'ın 3. derece akrabalarına kadar trafik cezası kesemezler. Onun için kimse şu yargı düzenine ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir kabulle hareket etmesini beklemesin. Somut, gerçekten bir şey tespit ettiğimizde yollarımızı ayırmamız gerektiğinde biz onu yapıyoruz zaten değerli arkadaşlar.
Soru- Ben önce şunu düzeltebilir miyim? Benim sorum efendim yolsuzlukla suçlananlarla ilgili bir işlem yapacak mısınız değil. Ama CHP Genel Merkezinde yolsuzlukların merkezi gibi neredeyse gösteren Sayın Eski Genel Başkanınızın açıklaması ve ona destek veren milletvekilleri ile ilgili bir işlem yapacak mısınız şeklindeydi.
Zeynel Emre- Şimdi MYK'da biz konuştuğumuzda şöyle tabii açıklamalar o açıklama ve bir retweet üzerine bir disiplin işlemi olmaz. Yani biz ifade ediyoruz, düşüncemiz tamamen farklı. Belgesiyle, deliliyle de yaşadığımız süreci de anlatıyoruz. Orada bizim açımızdan diyoruz yani üzülerek ama yapmak durumundayız. Keşke böyle hatalar yapmasalar. Gaziantep milletvekilimizin yapmış olduğu butlana ilişkin söylemiş olduğu bizim tüzüğümüz gereği disiplin işlemi gerektiren bir şey. Diğer konularla ilgili herhangi bir disiplin yönünde bir görüş oluşmadı yani.
Soru- Efendim bir sorum daha var. Partinin önemli isimlerinden Oğuz Kaan Salıcı ve Engin Altay'ın tavrı merak konusuydu. Özellikle dün 22 ismin imza atmasının ardından. İki isim de bugün sosyal medya hesaplarından bölünme uyarısı yaptı. Bu tartışma üzerinden eğer mutlak butlan kararı çıkmazsa bir bölünme yaşanabilir mi bu noktada? Yani Kemal Bey'e yakın milletvekilleri üzerinden soruyorum.
Zeynel Emre- Bölünme olmaz değerli arkadaşlar. Zaten yani bu durumda bir bölünme, bir çatlak, bir ayrışma yaşanmaması için son derece sağduyulu, son derece özverili, kapsayıcı, sabırlı bir yönetim anlayışı geliştiriyoruz ve o şekilde yönetiyoruz. Yani takdir edersiniz ki çok kereler çok açıklamalar oluyor tasvip etmediğimiz. Biz temel olarak sosyal medyada partimizin tartışılmasını, tartıştırılmasını doğru bulmuyoruz. Bunu her platformda ifade ettik. Tabii Cumhuriyet Halk Partisi geleneksel olarak diğer partiler gibi değil. Farklı fikirlerin, fikir alışverişinin olduğu, bunların zaman istenmese de dışarı taştığı bu tartışmaların yaşandığı bir parti. Bunlar belli sınırlar içerisinde kalındığı sürece problem yok. Ama biz biliyoruz ki Sayın Erdoğan ellerini ovuşturuyor acaba ben bu partiyi, Cumhuriyet Halk Partisini nasıl bölerim? Yüzde 35'lik karşısındaki birinci parti pozisyonunu nasıl dağıtırım, nasıl zayıflatırım? Yani buna ilişkin gece gündüz bunu düşündüğünü, buna yönelik çalıştığını biliyoruz. Çalıştırdığını biliyoruz. Ama dikkat edilirse biz çok zor süreçlerden geçtik. Büyük badireleri atlattık ama dimdik bir şekilde duruyoruz. Bölünmedik, bölünmeyeceğiz de. İlk seçimde de ülkenin birinci partisi olarak iktidarı alacağız.
21.05.2026
21.05.2026
21.05.2026
16.05.2026
15.05.2026
13.05.2026
13.05.2026