27.02.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Parti Sözcüsü Zeynel Emre; Türkiye’deki asayiş problemleri, ekonomik çöküş, yargıdaki çifte standartlar, milli parkların özelleştirilmesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi hakkındaki asılsız iddialar ve dış politikadaki gelişmelere ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
CHP Sözcüsü Emre, “Giderayak bu ülkenin doğal güzelliklerini, çevresini, yarınlarını yine yandaşlara, yerli yabancı işbirlikçilerine peşkeş çekmek istiyorlar. Allah aşkına bir insan ülkesinden bu kadar mı nefret eder? Bu kadar mı kötülük yapar? Nerede görülmüş köprülerin, otoyolların, parkların, milli parkların, doğanın satıldığı? Var mı böyle bir örnek? Stratejik kurumların satılması kadar bir ülkeyi tehlikeye düşürecek başka bir konu yoktur. Biz parti programında da açıkladık. Hiçbir stratejik kurum, santral, rafineri, baraj satılmayacak” dedi.
Emre, İstanbul Bahçelievler İlçe Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
“TÜRKİYE AVRUPA’DA SUÇ ORANINDA ZİRVEDE”
Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen değerli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün önemli konulara temas edeceğiz. Önemli başlıklardan bir tanesi Türkiye açısından asayiş problemi. Türkiye Avrupa’da suç oranı bakımından baktığımızda zirvede yer alıyor. Bu iktidar göreve geldiğinde tutuklu, hükümlü sayısı 52 bin iken bugün 425 binlere gelmiş durumda ve sürekli çeşitli infaz düzenlemeleriyle 50 bin, 70 bin, 100 bin gibi sayılarla tahliye kararları verilmesine rağmen. Bu infaz düzenlemelerinden bu kadar insan yararlanmasına rağmen. Yürüyen ceza dava dosya sayısı da milyonu aşmış durumda.
“YENİ NESİL ÇETELER VE KAMU GÖREVLİLERİ”
Şimdi bakın, Türkiye’de son dönemde en önemli asayiş problemlerinden biri ne dersek? Sokak çeteleri. Eğer bu başlıkta, bu konuda bir önlem alınmaz, bir politika geliştirilmezse bugün Güney Amerika ülkelerinde gördüğümüz tablonun bir benzerini önümüzdeki dönemde burada da görebiliriz. O nedenle yapılan operasyonları dikkatle takip ediyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ve bu operasyonlar içerisinde geçtiğimiz hafta çok çarpıcı bir olay yaşandı. Baktığımız zaman 15 – 25 yaş arası ağırlıklı olarak genç ve çocukların yer aldığı bu çetelerin, yeni nesil çete olarak bilinen çetelerin aynı televizyonlarda, dizilerde, filmlerde gördüğümüz, izlediğimiz sahnelerin birebir sokaklarda yaşandığını görüyoruz. Ve bu kapsamda yapılan operasyonlarda bakın geçtiğimiz hafta polisten mahkeme katibine, gümrük muhafaza memuruna kadar çok sayıda memurda tutuklandı. Bu operasyonda 7 polis tutuklandı. Ve yine çok çarpıcı değerli arkadaşlar. Bakın, narkotik suçlarla mücadelede görevli polislerden bir tanesi bu olaylara karıştığı için ihraç ediliyor ve tutuklanıyor. Ve bu kişiye baktığımız zaman görevde olduğu zaman uyuşturucunun zararlarını anlatan seminerler düzenliyor. Düşünebiliyor musunuz bu kişi şu anda bu “yeni nesil çeteler” olarak bilinen, çizgi film karakterleriyle kendilerine isimler takanlar -bu isimleri özellikle telaffuz etmek istemiyorum çünkü bir yönüyle de böyle propaganda yapıyorlar- isimlerin dolaşması için de özel çaba sarf ediyorlar ve içinde kamu görevlileri…
Şimdi bakın, biz şu soruyu soralım. Bu memurları kim aldı? Yani onları o görevlere getirenlerin, alanların hiç mi kusuru yok? Bütün bu yaşadığımız olaylara hep doğal afet muamelesi mi yapacağız?
Bir taraftan bu tür olaylar yaşıyoruz. Öteki taraftan da bir önceki toplantıda bahsetmiştim. Bu kapsamda hafta içi İçişleri Bakanına bir soru önergesi de verdik. Polis intiharları, mobbing altında çalışma şartları ve zor koşullarda yaşam mücadelesi veren polis intiharları. Yani tüm bunları yeni İçişleri Bakanına cevaplaması ile ilgili, bunların araştırılmasıyla ilgili bir soru önergesi verdik. Cevabı geldiğinde de sizlerle paylaşacağız.
“EKONOMİK ÇÖKÜŞ VE GETTOLAŞMA”
Değerli arkadaşlar, bakın ekonomik olarak ciddi bir darboğazda ve çöküşün içerisindeyiz. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ekonomi politikaları iflas etmiştir. Uyguladığı politikalarla halkımız günden güne yoksullaşmaktadır. Yaşam mücadelesi vermektedir. Gelecekten umudunu kesen, iş bulamayan gençler, evde oturan, ne çalışan, ne iş arayan gençlerle dolu ülkemiz. Milyonlarca gencimiz maalesef bu durumda. Biz bunları dile getiriyoruz ve diyoruz ki bunun yarattığı sonuçlar var. Yani gettolaşmanın verdiği sonuçlar, çeteleşmeler böyle oluyor. Bu suçların işlendiği yerlere bakın gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu bölgeler. Tüm bunlar karşısında iktidar ne yapıyor? Hangi önlemi alıyor? Değerli arkadaşlar, hiçbir şey yapmıyor. Bakın biz bunları söylüyoruz, dile getiriyoruz. Bunların çok kapsamlı bir şekilde meclis eliyle takip edilmesi, politika izlenmesi, suç oranı nasıl düzelir, düşer üzerine çalışılması lazım. Tekrar edelim. Böyle giderse Türkiye aynı Güney Amerika ülkelerindeki sahneleri daha fazla yaşamaya devam eder.
“ADALET BAKANI’NIN BEĞENDİĞİ RAPOR VE ÇELİŞKİLER”
Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz hafta yeni Adalet Bakanı önceki başsavcı kendisine soru soran basın mensuplarına şöyle bir cevap veriyor. Diyor ki, efendim terörist Türkiye kapsamında hazırlanan raporu okudum ve çok beğendim diyor. Çok güzel rapor diyor. Şimdi bu raporu biz de okuduk. Yani öyle şeyler oluyor ki hem bizlerin, hem vatandaşın, hem halkın aklıyla alay edildiğini görüyoruz. Madem bu raporu beğendiniz. Peki, bu raporda ne yazıyor? Bu raporda diyor ki, anayasamıza göre Anayasa Mahkemesi kararları yasama organını, yargı organını, yürütme organını, idare makamları ve diğer kuruluş ve kişileri bağlar diyor. Adalet Bakanı bu raporu beğenmiş. Peki, daha önce kendisi mahkeme başkanıyken ve bizim milletvekilimiz Enis Berberoğlu'na haksız ceza verdiğinde Anayasa Mahkemesi o kararı bozmuştu. Kararın haksız ve hukuksuz bir şekilde alındığını söylemişti. Peki, kendisi o Anayasa Mahkemesi kararını tanıdı mı, uydu mu? Yine bu raporda ne deniyor? Hukukun evrensel ilkeleri çerçevesinde AİHM ile Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları doğrultusunda tutuksuz yargılamanın tüm yargısal süreçlerde esas olunması. Peki, Sayın Bakan bu raporu beğenmiş. Raporda tutuksuz yargılama esas diyor. Peki, bizim belediyelere yönelik yapılan operasyonlar ki bizzat kendisi başsavcı döneminde yaptı. Yani bırakın Ekrem İmamoğlu'nu, diğer belediye başkanlarını çaycısından çorbacısına kadar belediyenin, şoförüne kadar, korumaya kadar haklarında hiçbir somut delil olmadan bir yılı geçti tutuklular. Yani böylesine bir uzun zamandır cezaevindeler. Madem bu raporu beğendiniz, bu raporda yazanlar da bu tür şeyler.
Değerli arkadaşlar, hani hakikaten insanın, toplumun aklıyla nasıl dalga geçilir, vicdanlar nasıl yaralanır? Çok çarpıcı, çok üzücü ve insanların gözüne baka baka bu ifadeler kullanılabiliyor.
“ÜÇ YILDA YÜZDE 723 ARTAN İFTAR SOFRASI”
Şimdi biz diyoruz ki Genel Başkanımız her toplantıda yaşam meselesi ilk önce ekonomi. Ekonomi; bu ülkedeki yurttaşlarımız borç batağına batmış durumda. Bu ülkede 17 milyon vatandaşımız emekli maaş alıyor ve ortalama maaş 23,5 civarında. En düşük emekli maaşı alan vatandaş sayımız 5 milyonun biraz üzerinde. Şimdi rakamlar böyle. Genel Başkanımız da hep ifade ediyor. Bakın geçtiğimiz grup toplantısında da söyledi. Dört kişilik bir aile komşusunu davet ettiğini düşünün. Dört kişilik bir misafir aile geldiğini düşünün. Ve Ramazan ayındayız. İftar yaptıklarını düşünün. Standart mercimek çorbası, pide, kavurma, pilav, cacık, çay. Böyle bir gıda setinden oluşan bir program yaptığını, misafirini ağırladığını düşünün. Değerli arkadaşlar bakın, bu sofra 2023'te 480 liraya kuruluyordu. Geçen sene yani 2025'te aynı sofra 2 bin 530'ye kuruldu. Bu sene ise 3 bin 950'ye mal olmuş. Biz diyoruz ya Türkiye gıda enflasyonunda dünyada zirvede. Dünyada gıda enflasyonu düşerken bizde yükseliyor. Burada hatalı tarım politikasının, tarım alanlarının imara açılmasının, çiftçinin düşünülmemesinin, enflasyonun yüksekliğinin, faiz politikasının birçok neden var. Yani son 3 yılda yüzde 723 artmış bir sofranın kurulması. Ve bunu kıyaslayarak gittiğimizde de bakın, 3 sene önce asgari ücretli bu sofradan 18 tane kurabiliyordu. Bugün sadece 7 tane kurabiliyor. Halktan kopuk iktidar konuştuğunda Tayyip Bey pembe tablolar çiziyor. Çok iyi durumdayız diyor. Peki, Türk-İş açıkladı değerli arkadaşlar. Açlık sınırı 31 bin 224, yoksulluk sınırı 101 bin 706. Bekâr bir çalışanın aylık yaşam maliyeti 40 bin 541. Demin alınan maaşları da söyledim. Şimdi bunun sonucunda ne var dediğimizde. 86 milyonluk ülkeyiz, çocukları çıkartın. Yetişkinlere baktığımız zaman borçlu olmayan kimse kalmamış. Bakın, Türkiye'de Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre 43 milyon 600 bin vatandaşımız bankalara borçlu. Enflasyon kaç bizde? Yüzde 30,7. Yani TÜİK rakamı veriyorum manipüle edilmiş rakamlara göre. Bağımsız araştırıp da tespit eden ENAG gibi kurumlara göre çok daha yüksek. Ancak bu rakamlara göre baktığımızda bile Avrupa ortalaması yüzde 2, OECD ülkeleri ortalaması yüzde 3,7. Bizde yani Avrupa'nın 15 katı seviyesindeyiz. Hani pembe tablo çiziliyor ya. Peki, biz şimdi diyoruz ki emekliye bayram geldi, ikramiye verelim, torununa haçlık verebilsin, yüzü gülsün. En azından bir doğru dürüst ikramiye verelim. Buna yanaşmıyorlar. Peki değerli arkadaşlar bakın, 2018'de faizin bütçedeki payı yüzde 8,9 iken 2025'te yüzde 14'lere kadar çıktı. Bu yıl daha yüksek. Yani yılın ilk ayında ödediğimiz faiz miktarı tarihimizde görülmemiş oranda yüksek. Yani enflasyonla mücadele edilemiyor. İktidar tercihini emekliden, asgari ücretliden yana değil, faiz lobilerinden yana kullanıyor. Şimdi böyle bir tablo. Bizler siyasetçiyiz. Bizler siyasi parti olarak vatandaşın karşısına çıkarız. Deriz ki, “Ey vatandaşım, bana yetki ver 5 yıllığına. Ben senin refah seviyeni şuradan şuraya getireceğim. Çocuğuna şöyle bir eğitim vereceğim. Dış politikada şunları yapacağım” vaatlerde bulunur. Bu iktidarda oy isterken vatandaşa bildirgesine yazdı. Bana oy ver kişi başına milli geliri 25 bin dolar seviyesine çıkaracağım. Enflasyonu düşüreceğim, işsizliği azaltacağım. Emeklinin yüzünü güldüreceğim.
“DİN ÜZERİNDEN İSTİSMAR VE KUTUPLAŞTIRMA SİYASETİ”
Şimdi bakın, bunlar reel siyaset. Buralarda çuvallayan iktidar bir şekilde bir bahaneyle sürekli ülkede dini değerler üzerinden bir tartışma alanı ve bir kutuplaşma alanı arıyor. Kendisine toplumu bölecek, kendisine büyük pastanın kalacağı siyaseten bir zemin. İnsanlar birbirine düşmanlık mı göstermiş, husumet mi beslemiş? Bunlar iktidar açısından hiç önemli değil. Şimdi geçtiğimiz günlerde Sayın Çelik diyor ki Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik. Efendim Genel Başkanımızın Bakırköy mitinginde yaptığı konuşmaya istinaden Genel Başkanımızın ilahilere karşı olduğunu söyleyen bu minvalde açıklama yapıyor. Acaba işte diyorum ya kafaları nasıl karıştırabilirim Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili, onun lideriyle ilgili. Genel Başkanımız ne dedi o mitingde? Bakın ne demiş. Bugün çıkmış grup toplantısında ilahi okuyor. Şunu söyleyeyim Tayyip Erdoğan için söylüyor. “O ilahi okuyanların ağzına yakışır. Hocalar okur, hafızlar okur, dinlenir. Ayrı konu. Ama siyasetin konusu değildir. Siyasetin konusu nedir? İlahi orada uygun mekânda, uygun yerde, uygun şekilde hem okuyana hem dinleyene sonuna kadar saygılıyız. Ama sen çıkınca oraya Erdoğan, sen oraya çıkınca yoksulluğu bitirmeyi konuşacaksın. İşsizliği konuşacaksın. Kuru ekmekle sahurları, sosyal yardımla iftar yapanları konuşacaksın” diyor.
Şimdi Allah aşkına bu konuşmanın neresinde ilahilerle ilgili bir karşıtlık var? Dedim ya çünkü reel siyasette söyleyecek sözü yok. Ne iktidarın ne sözcüsünün. Buralardan artık toplum gerçekten gına geldi. Bıktı. Yani bıraksınlar artık bu din üzerinden istismar etmeye, insanların duygularını sömürmeye. Hele hele şöylesine Ramazan ayında yani bir yönüyle barışın, huzurun, kardeşliğin olduğu bir ayda insanları birbirine düşürmekten vazgeçin. Halkımız sizin ne yaptığınızı biliyor. Bu oyunlarınızı anlamış durumda. Her şeyin bilincinde. Milleti kutuplaştırmaktan vazgeçin. Buradan bir kez daha söyleyelim.
“YAĞMA DÜZENİ: MİLLİ PARKLAR VE STRATEJİK KURUMLARIN SATIŞI”
Gerçek siyaset... Gerçek siyaset ne? Biz açıkladık. Yağma düzeni var. En son satacak bir şey kalmadı köprüleri otoyolları satıyorlar. Buraları özelleştiriyorlar. Şimdi bunu ortaya çıkarttık değerli arkadaşlar. Şimdi başka bir şey daha var bakın. Yani üç kuruşa bu yolları, otoyolları, köprüleri satıyorlar ya. Şimdi de sırada milli parklarımız var. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne kanun teklifi getirdiler. Ankara Soğuksu Milli Parkı, Uludağ Milli Parkı, Bolu Abant, Trabzon Altındere Milli Parkları. Bunları efendim 49 ve 99 yıllığına kiralayacaklarmış. Yani giderayak, giderayak bu ülkenin doğal güzelliklerini, çevresini, yarınlarını yine yandaşlara, yerli yabancı işbirlikçilerine peşkeş çekmek istiyorlar. Allah aşkına bir insan ülkesinden bu kadar mı nefret eder? Bu kadar mı kötülük yapar? Nerede görülmüş buraların köprülerin, otoyolların, parkların, milli parkların, doğanın satıldığı? Var mı böyle bir örnek? İlk başta tabii biz tespit edik, söyledik. Bunları inkâr etmeye çalıştılar. Şimdi ben size özelleştirme uygulamaları ile ilgili Özelleştirme İdaresi Başkanlığının stratejik planını yazdığı 2024-2028'de yapacaklarına ilişkin. Ne diyor? Önümüzdeki dönemde özelleştirme uygulamalarına limanlar, taşınmazlar, yedieminlik hizmetleri, periyodik muayene hizmetleri, şirket hisselerinin halka arzı, elektrik üretim tesisleri, otoyollar ve köprülerle devam edilecektir. Bakın, stratejik kurumların satılması kadar bir ülkeyi tehlikeye düşürecek başka bir konu yoktur. Biz açıkladık. Cumhuriyet Halk Partisi olarak parti programında da açıkladık. Hiçbir stratejik kurum, santral, rafineri, baraj satılmayacak. Satılmış olanlardan, kiralanmış olanlardan, düzgün işletenlerle sözleşme sonuna kadar takip edilecek. Haksız kazanç ve haksız kazanç alıp da bu milletin vergisini, emeğini sömürenlere karşı da yasal işlem yapılıp hakkaniyet düzeyine çekilmesi için girişimlerde bulunacağız. Bir defa enerji sektörlerini özelleştireceğiz diyorlar. Bakın bunlar stratejik alanlar. Biz burada kamu özel dengesini sağlayacağız. Enerji sektöründe tekelleşmeye müsaade edemeyiz.
“İBB’DE, AKP’NİN YÖNETTİĞİ 2019 ÖNCESİ DÖNEME İLİŞKİN KAMU ZARARI VAR; BELGESİ DE BURADA, İSTEYEN İNCELER”
Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz bir yıldır daha evvelinden karalama şeklinde, kara çalma şeklinde yürüyen süreç bir yıldır yargısal operasyonlara döndü. Kime karşı? Bize karşı. Cumhuriyet Halk Partisi'ne karşı. Adayımız Sayın İmamoğlu'na karşı. Büyükşehir Belediye Başkanımıza, İlçe Belediye Başkan arkadaşlarımıza karşı, bürokratlara karşı. 2019-2024 dönemi Adalet ve Kalkınma Partisi için bir iftira dönemiydi. O iftiraların halkta karşılığı olmayınca bu sefer ele geçirdiği yargıyla birlikte yargısal operasyonlar yaptılar. Bakın ne dediler. 560 milyar dolarlık vurgun. Nerede olmuş? İBB'de. Kamu zararı var. Bakın, bu dönem kendi denetimleri altında olan… O namuslu bürokratların da hakikaten anılarından öpmek lazım. Sayıştay, MASAK, Ticaret Bakanlığı müfettişleri çürüttü. Diyor ki, 2020-2025 yılları arasında İBB ile ilgili bir kamu zararı yok. Ancak 2020 öncesi yani Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 2019 öncesi yönettiği döneme ilişkin kamu zararı var. Belgesi de burada. İsteyen inceler. Onlarca sayfa evrak. Peki, ne oldu 560 milyar kamu zararı? Nasıl bakacaksınız insanların yüzüne? Bu kadar yalan, bu kadar iftira. Yapmadığınız yolsuzluk türü kalmadı. Dönüp dolaşıp da Cumhuriyet Halk Partisine abuk sabuk iddialarda bulundunuz. Ne diyor orada raporlarda? Bakın, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde 56 işlemde usulsüzlük tespit edildi ve bunlar bakanlıklara bildirildi. Kendi dönemlerini kapsadığı, zaman aşımına uğramamış, yasal takip içerisinde olan bir işten ötürü bakıyorsunuz hiçbirine soruşturma izni verilmiyor. Gerçekler tabii balçıkla sıvanmaz. Er geç ortaya çıkar.
“DİPLOMA MESELESİ VE MAHKEMEDEKİ PANİK”
İleride çıkacak konulardan biri de ne derseniz? Diploma meselesi. Şimdi Genel Başkanımıza yönelik, Sayın Özgür Özel'e yönelik Tayyip Bey'in avukatları aracılıyla açmış olduğu bir dava var. 44. Asliye Hukuk Mahkemesinde. Orada efendim Genel Başkanımız ‘Diplomasız Erdoğan’ sloganına eşlik ettiği gerekçesiyle tazminat isteniyor. Hâkimde diyor ki ara karar, diyor ki diplomanın aslını sunun. Onaylı örneğini sunun. Hemen Erdoğan'ın avukatları itiraz ediyor. Diyor ki, ‘Hâkimin konuya ilişkin şahsi bir şüphe ve merakı olduğu, dolayısıyla tarafsız olmadığını belirterek hâkimin reddini istiyoruz’ diyor. Şimdi hâkim karar verebilmek için rutin bir ara karar alıyor esasında. Neden panik oluyorlar? Diplomanız varsa getirin mahkemeye sunun. Şimdi birisi, bir mahkeme bizim Genel Başkanımız Özgür Özel'in diplomasını istese hemen Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi diplomasını getirir koyarız. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Cumhurbaşkanı adayımız Sayın İmamoğlu'nun diploması istenirse gideriz anasının ak sütü gibi helal olan diplomayı İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'nin verilmiş diplomayı koyarız. Hepimiz için bu geçerli. Peki, siz niye korkuyorsunuz? Madem diplomanız var bunu sunun. Hatta sunun deyin ki bu konuda Türkiye çok tartışıyor. Benim üniversite arkadaşlarım bunlar. Böyle birlikte çektiğimiz fotoğrafımız var. Şöyle anımız var. Şunu yapmıştık. Bir anlatın. Hepimiz biliyoruz ki o konuda şaibeli. Yani bizim Büyükşehir Belediye Başkanımızın anasının ak sütü gibi helal diplomayı iptal edenlerin diploması ortada yok. İkna edici hiçbir şey sunamıyorlar.
“DIŞ POLİTİKA: GAZZE VE DOĞU AKDENİZ”
Değerli arkadaşlar bakın, içeride çok olay yaşıyoruz. Son başlığımız da değinmek istediğimiz dış politikada iki tane mesele var. Birincisi; biliyorsunuz son 4 yıldır Filistinliler büyük bir insanlık dramı yaşadı. Gazze'de yüz binlerce kadın, çocuk demeden yerlerinden edildiler. Yaşamları elinden alındı. Bombalandılar ve şimdi de adı barış kurulu. Biraz da böyle süslü püslü cümleler kuruluyor. Gazze barış kurulu. Efendim kimin başkanlığında? Netanyahu'nun arkasındaki en büyük güç olan Trump'ın başkanlığında. Kimler var bu barış kurulunda? İşte Tony Blair gibi İngiltere eski Başbakanı, Amerika Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Ortadoğu özel temsilcisi, Amerikalı gayrimenkul yatırımcısı ve damadı Trump'ın Kushner, milyarder iş insanı Amerikalı Rowan, bir başka milyarder iş insanı Gabay. Şimdi ne hesaplanıyor? Gazze'yi yeniden yatırım merkezi yapacağız. Filistinliler başka yerde yaşayacak. Allah aşkına şimdi kıymetli vatandaşlarımız, yurttaşlarımız Allah aşkına şunu bir değerlendirin. Burada 62 ülke davet ediliyor. 41'i reddediyor. Türkiye'nin o masada ne işi var? Bunu kabul eden ülkelerden biri Türkiye. Bakın Trump'ın davetini reddedip ‘Gazze Gazzelilerindir. Siz kim oluyorsunuz da oranın kararını Filistinliler verir’ diyerek bu talebi reddeden İspanya Başbakanı Sanchez'in tavrını mı destekliyorsunuz kıymetli yurttaşlarımız? Yoksa Netanyahu'nun baş destekçisi Trump'ın davetine koşa koşa giden Tayyip Erdoğan'ın tavrını mı destekliyorsunuz? Tarihimiz bize şunu göstermiştir. Mazlumun ahı zalimin kılıcından keskindir. Elbet o masum insanlar, o acı çeken insanlar o acıların karşısında güzel günler görecektir. Biz o mazlum Filistin halkının, Gazzelilerin yanındayız Cumhuriyet Halk Partisi olarak.
Ve son olarak da şunu belirtmek istiyorum. Bakın, dış politikada insanların duygusunu istismar ederek izlenen yollar var ve bu çok tehlikeli. Seçim dönemine giderken bakıyorsunuz sondaj arama gemileri boğazlardan geçiyor. Programlar yapıyorlar. Mavi vatan diyorlar. Efendim seçim dönemi hep gaz bulduğumuzu söylüyorlar. Peki, Doğu Akdeniz'de ne demişti Tayyip Erdoğan? Tam cümlesini söyleyeyim. Sismik araştırma ve sondaj faaliyetlerimize adil bir anlaşma sağlanana kadar kararlılıkla devam edeceğiz. Şimdi bizim Doğu Akdeniz'de ki en büyük filoya sahibiz. Bir tane sondaj gemimiz faaliyette mi? Hepsi limanda bekliyor. Kımıldamıyorlar. Ve bizim gibi benzer pozisyonda sondaj gemisi olmayan iki tane daha ülke var o bölgede. Biri Suriye iç savaştan çıktı. Bir diğerine de baktığımızda Lübnan. Aksine mesela Yunanistan falan bu konudaki çalışmalarını hızlandırmış durumda. Mora Yarımadası açıklarındaki dört alan için işletme sözleşmesi imzaladı ve arama alanını 48 bin km²’den 94 bin km²'ye çıkardı. Yine bakın bizim Ege'de adalar var. Bazıları bizim sınırlarımızın dibinde. Bu adaların silahsızlandırılması uluslararası hukuk anlamında mecburidir. Yunanistan buraları silahlandırıyor ve iktidardan tek kelime duymuyorsunuz. Bu konuda sorulan sorulara cevap vermiyorlar. Mavi vatanın M'sini azlarına almıyorlar.
DIŞ POLİTİKADA, EĞİTİMDE, ADALETTE VE EKONOMİDE DAHA GÜZEL BİR TÜRKİYE YAŞAMAYA AZ KALDI
Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin egemenlik haklarını en güçlü şekilde savunacağız. Enerji ve kaynak paylaşımı konusunda ulusal çıkarlarımızın temel alındığı aktif bir diplomasiyi yürüteceğiz. Dış politikayı iç siyaset malzemesi ve şova dönüştürerek ciddi zarar görmemizin önüne geçeceğiz. Çünkü bu iktidar için önemli olan kendi iktidarları. Biz Türkiye'nin çıkarını merkeze alacağız. Şahısların çıkarını değil.
Değerli basın mensupları, değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, dış politikada, eğitimde, adalette ve ekonomide daha güzel bir Türkiye yaşamaya az kaldı. O sandık elbet gelecek. O sandıktan kaçamayacaklar ve Türkiye daha da güzelleşecek.
Değerli arkadaşlar, katıldığınız için teşekkür ediyorum. Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.
27.02.2026
11.02.2026
06.02.2026
06.02.2026
06.02.2026
04.02.2026
04.02.2026